31 Ocak 2012 Salı

Biliyor musun? Kocaman Yüreğinde Küçücüktük Biz


Keşke gitmeseymişsin. Kocaman yüreğinde büyüdük biz çocukken. O kadar büyüktü ki kalbin, hepimiz sığdık biz. Aslında söylenecek pek de bir şey yok. Adam Olacak Çocuk' la Sen' i özledim sadece..

KESİLDİ Mİ UMUTLAR, KADIN OLAMIYOR KIZCAĞIZLAR.


    Neden yapardı bunu bilmiyorum; neresi rahatsız ederdi saçlarımın uzunluğunun annemi hiç bilmiyorum.. Bir anneyi her yönden anlamak isterim ama bu yönden inanın ki kolumu kıpırdatmam; asla çaba harcamam anlamak adına. Kız çocuğunu erkekleştirmenin nasıl bir iç huzur verdiğini merak ediyorum. Bebekken anlamazsınız tamam ama biraz büyüdüğünde, diğer cinsten farklılıklarını keşfettikçe aslında saçlarına umut yükler kız çocukları; ben gibi, diğerleri gibi. Bu gerçekten gerçek! ve genellemeler hep karşı olduklarım olmuştur ama bu konuda bu şekilde olmayan anne istisna diye düşünüyorum! Ben saçlarıma yüklüyordum umutlarımı ve makaslar en büyük korkumdu o zaman. En sevmediğim andı belki de; makasların can hıraş saçlarıma giriştiği ve benim kucağımdan yere düşüşlerini izlediğim an. O kadar mı yanar bir insanın canı ya! O kadar çok acırdı ki içim. Umutlarımın katili olarak görürdüm annemi ve ben her kuaför hengamesinden sonra; o günü tamamen anneme küserek ve yemek hiç yemeyerek geçirirdim. -annemin de çok  tikindeydi ya sormayın- 
    Kuaföre gidilecektir. Kalkılır gidilir. Tabi bende surat mahkeme duvarı gibi; çünkü henüz vedalaşamamışım bile. Bir anne kız çocuğu için saçlarının anlamını bilmeli. Aynaya yarım yamalak baktığında; onları parmaklarınla tarayarak sağ omzuna veya sol omzuna almanın zevkini bilebilmeli. Her neyse; Kuaföre gelinir, sıra beklenmez bile. O kadar kolaysındır ki o an o amca/teyze için. Ne saçlarının şekli önemlidir ne de neyi nasıl istediğinin.. Çocuksun ya "hemen oturuver de halledelim" gibi bir cümle her çocuğun orada duyduğu cümleler arasındadır eminim. "Bu kadar kolay yani! Otur keselim, bitsin de diğer süslü kokonalara geçelim ağır ağır sindire sindire yapalım onlarınkini" ne klişesindir onun için. Şimdiki zamanda sen saçların için deli deli sıra beklerken araya kaş aldırmak için giren tipler kadar kıymetsizsindir o an. Ne alacağı para ne de vereceği şekil önemlidir. O yüzden sevmem ya hiçbir kuaförü. Sanırım bu mesleği yapan biri olsaydım; kız çocuklarının saçlarına çok daha özenle yaklaşırdım. Her neyse uzatmiyim; sana formaliteden bir soru gelir;" nasıl istiyorsun saçlarını, nasıl bir prenses yapayım seni?". Peh kıçımın prensesi! Onun açılımı "nasıl bir göte büründüreyim seni? Nasıl olsun, loblu mu lobsuz mu..." gibi bir şeydir işte. Sen de sevgili kız çocuğum, mal mal anlatırsın yok şöyle olsun yok böyle olsun diye. - ki mutlaka bir mahalle arkadaşından özendiğin bir modeldir.- Kaptırmışsındır anlatırsın istediğin modeli taa ki oturduğun o cellad koltuğundan aynada annenin, eliyle kuaför amcaya/teyzeye makas işareti yaparak "kısa kes Allah aşkına, kısacık kes hiç uğraşamam" dediğini görene kadar. O andan sonra aslında senin sadece zurnanın son deliği olduğunu anlamanla günün biter. İstediğin kadar anlat, konuş aslında kuaför insanı annen odaklı çalışandır. Yırtınsan da erkekleşeceksindir kaçış yoktur. Bittiği an bir iltifatlar bir iltifatlar; anasını satayım sanki 'Jennifer Lopez' gibi kalkıyorsun o masadan da bir de iltifat ederler. Gülümserdim sadece, ne yapayım ki Allah aşkına! Sıçmış içine bırakmış, ne hayal kalmış ne bir şey! Sonra da "aaa neden somurtuyorsun? bak ne güzel oldun işte" demez miydi annem! Aaaaayyy nasıl üzülürdüm ya! Hala da içimde uktedir o anlar.
    He neyse sevgili anneler veya adayları, aday adayları.. rica ediyorum kız çocuklarınızın umutlarını kestirmeyin, makas vurdurmayın ya. Şimdi saçlarım uzun, istediğim gibi. Ama o zamanlar için bir süre kadar kabustu. Bırakın kız kalsın. Çünkü anlamadığınız; erkek gibi kesilmiş saçlara bir tane kıç kadar toka takmakla veya o saça bir çift altın küpe takmakla o kız, kız olmuyor, olmayacak da. Annecim seni seviyorum , çok da iyi anlaşıyorum, okuduğunda bu yazı da nerden çıktı deme, kestirmeseydin derim ben de :)
Fotoğraf o kadar güzel anlatıyor ki aslında kesilen umudunu kız çocuğunun.
Neyse haydi selametnen, Sevgiler.

30 Ocak 2012 Pazartesi

İĞNE ATSAM YERE DÜŞMEYECEK TENHALIKLARIM VAR BENİM

   
      O kadar şaşkınım ki biri bir yazı yazmış 5 dakika evvel ve neredeyse aynı şeyleri mırıldanmışız. Kalp mi kalbe karşı yoksa başka bir bağ mı bilemiyorum. Herneyse..
    Eğer bir şeyin neresinde olduğunuzu bilmiyorsanız devam edemiyorsunuz işte. Bir başlama noktanız da olamıyor üzgünüm. Çok fazla direndiğim bir dönemden geçiyorum; okçularım, atlılarım vs, herkes ayakta bu sıralar. Tüm uzuvlarımla hayatta kalmaya çalışıyorum desem yeridir. İçimde her şey karmakarışıkken, bedenim darmadumanken; birden o hengameden eser kalmaması ilginç! Amacım sadece aldığım nefesi vermek; ne yazık ki! Sanki bana biçilmiş bir görev gibi, o kadar.. Yıllarca içime attığım duygularımın, ufacık bir çığlığımla çığ gibi büyüyerek üstüme gelmesinden; altında ezilerek canımı vermekten çok koruyorum. Altım uçurum, yükseldikçe yükseliyorum ve derinleştikçe derinleşiyor uçurumum. Ucu bucağı olmayan bir arazi; ne bir yapı var ne bir insan derdime ortak. Şehirlerimden uzak; tek bir insana hasret bir dönemdeyim. Halının altına saklarsın ya hani kirlerini; ordaki toz yığınından korkar oldu bu kadın; yani ben, yani Feraşe.
    Neden gidemiyorum buralardan bilmiyorum. Onlar mı gitmiyor yoksa ben mi kurtulmak istemiyorum geçmişimden o da meçhul. Geçmişim dediğim olguya saygım büyük. Feraşe' ysem eğer o olgu sayesinde. Feraşe' yi Feraşe yapan her şeye, herkese teşekkürler.
    Öyle bir boşluk ki en derininden, öyle bir acı ki saç telimden ayaklarıma.. Yardım istemek için bile çıkmıyor sesim.. O halde şarkılar dinlensin, gözler kapansın olur mu?


28 Ocak 2012 Cumartesi

O HALDE BENİM DE BİRAZ UYUMAM LAZIM. -MI?!

   İlk başta bir su birikintisi gibi gözükse de; esasen gittikçe derinleşen bir suda korkmadan ilerleyensin Feraşe.  Ayağın kayabilir, soluğun kesilebilir; ama sen tüm bunlara rağmen sesi bile titremeyen kadınsın Feraşe. Günaydın'dan bir haberken iyi gecelere "gün şimdi aydı işte" diyen, sıkıntına eşlik edip tırnaklarını kemiren, saçlarına hayranken birileri; onları tel tel döken, üstü kapalı alanlarda sessizce tehlikeyi bekleyen kadın; yani ben , yani Feraşe.. Ne oldu şimdi!? Çok mu matah bir nefes aldığın, başın artık göklerde mi şimdi? Ayyuka mı çıktı sinirlerin? Savaşlardan mı çekildin sen? Gardın mı düştü yoksa (!). Ne demeli; sadece sus! Üzerine düşeni yap ve sus! Acı çekerken etrafı dağıtmak yerine toparlan Feraşe. Büzül hatta, gittikçe küçülen ol! Sinsice ilerleyen gözyaşlarının ilk uğrak yeri olsun dudakların. Em onları Feraşe, izin verme çenenden yüreğine damlamalarına. Acısına acı katma kalbinin Feraşe. Giderim der gider, sanane! Sen yolları karla kaplayan olma Feraşe. 
..ve kilitle, kapılarını kilitle! Bırak, ne varsa dağınık kalsın etrafında. 
    Bırak dudaklar oynasın, sen sesleri izole eden ol Feraşe. Duvarlarına katlar ekle, her kat kaçak olsun Feraşe. Bilmesin kimseler. Gelenlerden kaç, daima kaç. Ne demiştik! Daima inkar eden ol Feraşe. Kendinden kopanlara aldırma, her giden almadı mı senden bir parça nasıl olsa? Ne önemi var ki biriktirmenin. Arkana bakma Feraşe, arkana sakın bakma! 
...şişşşş sessiz ol Feraşe. Senin candan olan tek sıfatındı zaten "lal" olman. Yine yeni yeniden lal ol işte. Unutma! Bu hayatta yalnızsın sen. Elini tutacak birileri artık yok ve sen gözlerini dolduran değil, içine ağlayansın Feraşe. Ellerinde kan torbalarıyla yürüyen, serumunu çok gerilerde bırakansın. Makyajları silinen, pudraları akan kadın, Feraşe; sen elleri çoktan bırakılansın. Şimdi dövünmenin zamanıdır Feraşe, artık dizlerine vurmanın zamanıdır. Çatlak duvarlarından sızan damlalarda boğulansın, pirelerle devlerini güreştiren cani bir kadınsın sen Feraşe! Topraklar üzerine atılmış, oynadığın oyun çoktan bitmiş, kabirdesin; bedduaların edilmiş, sen yıllar evel zaten ölendin Feraşe. Çığlık atsan da duyulmaz, unutma sakın çoo..k derinlerde kanalsın! Artık seni burdan kimseler kurtaramaz..
Haydi dinle! dinle şarkını ve kemir tırnaklarını Feraşe..

27 Ocak 2012 Cuma

Çok fazla acıyorum ve ben buna dayanamıyorum. Kalbim kabirde gibi, dört bir yandan deli gibi koşan duvarlar.

YARDIM EDİN! SANIRIM İLK DEFA KENDİMDEN KORKUYORUM.


Yürüyorum..
Çok uzun sandığım ama; aslen kısacık olan yolumda. Son bir haftadır sanki çft taraflı testerenin ucunda gidip gelen kurban gibiyim. İnceldiğim yerden kopmayı bekliyorum. Nefeslerim darda, son haftalarda deli gibi hızlı nefes aldığımı farkettim. Sanki çıkacak canımı bırakmamak için var gücümle direniyormuşum gibi. Elimi kaldırmaya mecalim yok, beynim dondurulmuş gibi; düşünsem de bi adım ilerisini göremeyecek haldeyim. Sıkıntımın resmen tüm vücudumu dele geçe  dolandığını hissedebiliyorum; damarlarımı nasıl zorladığını  biliyorum, kulaklarımı zorluyor baskısı. Bir sükunet halidir gidiyor bu sıralar. Korkutuyor beni bu halim, ben kendimden korkuyorum ilk defa. İlk defa ellerim kollarım bağlı, dudaklarım dikişli, dillerim lal, gözlerim mühürlü. Ben etrafımı göremiyorum. Ellerimdeki kir çıkar mı bilemiyorum, ben kendimi çok suçlu hissediyorum. Stabilliğime aykırı bir gün bugün. Ruh halimin malesef bir tarifi yok bugün üzgünüm.
Sanırım Feraşe susmalı, evet evet! susmalı.
...ve böyle sakin ruhumla, seni de katarak yüreğime uyumak istiyorum; en sonsuzundan..
Hadi dinleyelim şu şarkıyı..

25 Ocak 2012 Çarşamba

"Sabahları hasta uyanmanı istiyorum; çünkü hastaysan eğer, yaşıyorsun demektir." M.Ç.

Burçak, Burçak Çerezcioğlu..

Selam, ben Feraşe.
Sen buradan gittiğinde ben 9 yaşındaydım. Bugün çalıştığım yerden denizi izlerken; aklıma düştün birden. O an maviyi daha bir yakıştırdım sana. Gitmeden önce yapmak istediklerin arasındaydı masmaviye boyalı saçlar. Ben en ümitsiz anlarımda ümitlenmeyi öğrendim. Biliyorum yolların dümdüzken; aniden kocaman bir kayaya çarptı ayakların.. ve kırılan senin bacaklarındı Burçak. Çok denedin, denerken ellerinden tutandı sevgili baban - ki eminim ki halen tutuyordur - Herkes tuttu ellerinden; aklım ermese de tam anlamıyla ve çok yönünle tanımasa da seni, ben de avuçlarını sarmalamak isteyendim.  Saçlarımı maviye boyamak isterdim ben de. Sen gibi hayal kurabilmek. Giderken bile sımsıkı eller tutarak gitmek. Ben de bıraktığın yerden devam eden olmak istiyorum. En çok da ne istiyorum biliyor musun; sevgili babacığını tanımak. Burçak' ına süslediği yarınları, umutla yatağına koştuğu sabahları ondan dinlemek isterdim inan. Atardamarlarını kendilerininkine bağlamış milyonlar.. Nefeslerine aynalar tutarak; aynanın buğulanması için dualar okuyan sevgili babacığın.. Sen nabızlandıkça nabızlanan, sen ses verdikçe seslenen milyonlar. Her şey sana kul köleyken, etrafında pervaneyken sen neden duran oldun Burçak?! Saatler sana ayarlıyken; yelkovanlar, akrepler peşini artık bırakmışken Neden susan sen oldun Burçak?!
    Kitabını okuduğum sayıdan habersizim. ve okuyacağım sayıdan da.. Ben okudukça yaşlandırıyorum seni ve her yıl doğumgününü kutluyorum Burçak. Bunu da okuduğunu biliyorum ve omuzumda ellerini hissedebiliyorum, Sevgiler..



24 Ocak 2012 Salı

Ne Yanlış Bir Karar Masası, Sen Ne Kötü Bir Hakimsin!; Bu Ne Zor Bir Dosya ve Sen Ne Kolay Bir Kararsın!


Seven!
Sevdiğine böyle mi yapar seven?!
Güneşimi karartıp da gider. 
Bu karanlıkta tekbaşımayım neden?
Ama olmaz! Bu kötü gidişe bir son vermem gerekir.
Ama olur! İstesem dünyalara kavuşurum inan.

Hey giden!
Ardına hiç dönüp bakmadan gidebilen!
Kalbinde zerre payım da mı yok, neden?
Geri gelmeyen zamanım yitirilen..

Korkarım ama galiba;
Bütün bu olanlara dayanamam; ama hazırım.
Sen giderken adımlarını sayarım.
Heyhat! Ne yazık, seni yanlış tanıdım sanırım.



23 Ocak 2012 Pazartesi

"Şu Yaralara Bak! Bu Birinin Değil Birilerinin.."

   
    Herkesin gönlünde yer etmiş birileri var. Herkesin kalbinde acıtan, tırmalayan birileri.. Kalbimin dili olmasın, konuşmasın; utanırım, çok utanırım.. Bir yazı okudum ve bana küçüklüğümü hatırlattı birileri. İlk aşkımı, ilk kırgınlıklarımı. İnsan ne kadar da kör seviyormuş o dönemler. Sevdiğine yaratıcı sıfatını yapıştırıyormuş hemen, varoluş sebebini hemen belirliyormuş insan. "Canın!" dese sevdiğin, oracıkta veriyormuşsun canını meğer. Belki salaklık, belki saflık ama en gerçeği yaşadığı duyguların. İnsan o dönemlerde öğreniyormuş aslında acımayı, acıtmayı, savunmayı ve zırhlanmayı. Kendimi baz alıyorum da; o dönemde virgüllerde süslediğim tüm paragraflarım artık noktalardan ibaret. Köprüde karşıya geçemeden esir düşmüş kararlarım artık safını seçtiler. Eskiden küçücük olan ayaklarımın yere bastığında bastığı yere gömülüp kalmasından korkardım. Lakin artık kendimi ucuz kurtarmayı öğrendim, düşeyazmak nedir biliyorum ve düşürdüklerim adına dönüp arkama bakmamayı da.. Her şeyden önemlisi sanırım hayal kurmaktan uzaklaştım artık; bir parça da olsa.. Temelli terkedemediklerimdendir hayal kurmak. Hala gecelerimi süsleyen; cam tabutumdan beni kurtaran bir prensim var. Zamanla onun da silüetini kaybetmekten korkuyorum. Yüreğime o kadar güçlü gömülmüş ki çıkarılsa çok daha fazla kanayacağım; lakin bu şekilde de durduramıyorum kanı. Her şeyden uzaklaşıp yastığımla buluştuğumda daha da fazla kan görmemek için hemencecik uyuyakalmak istiyorum geceleri. Çok sessizce ağlıyorum kimi zaman. Dizlerimi karnıma çekiyorum, avuçlarımı da bacaklarımın arasına yerleştiriyorum; ne fark edecekse (!).. Neyi ört bas edeceksem artık (!)..
    Ölmeden yapmak istediğim ne çok şeyim vardı benim. Sonunu kestiremediğim bir hayata istediklerimi sığdırmaya çalışmak biliyorum çok da akıllıca değil. Bu ne yaman bir çelişkidir, ne çapraz bir sorgudur dediğinizi duyar gibiyim.. Tarifsiz bir boşluktayım bu aralar. Ben bu sessizliği bir yerlerden tanıyor gibiyim. Kendinden ırak, ara duygularından ırak.. Yaşamak hayli zor bir zanaat evet! Yılların yüzüme attığı her çiziğe farklı anılar sıkıştıran bir kadın var karşınızda şuan; da da da daaammm!. Güçlü müyüm? ; bilemem, Cesur mu?; o da nesi?. Ben olduğu gibi doğmuş, yaşamış ve toprağa girecek olan kadın; Feraşe; derim ki: Hayal kurmayın! Unutmayın ki sizler kurdukça, zaman denilen o boktan şey tek bir hareketle devirecek legolarınızı, ve küçültüp küçültüp yüzünüzdeki çizgilere atacak onları. 
    Hey Kadın! Yüzüne atılan çizgilerle yaşın 25. Kim bilir belki kimine göre erken, kimine göre geç. Gördün mü bak her çizginde biri var ve saklama sakın; sen her çizginin mimarını çok iyi tanıyansın Feraşe!.. Madem öyle; tamam! Eyvallah her şeye..

Fotoğraf : Eva'nın Günlüğü

20 Ocak 2012 Cuma

"@jetlagis'e" Sevgiler..


Şimdi....
Nerden başlamalı bilemiyorum ama tek bildiğim bunu yazmam gerektiği.
Galiba teşekkür etmem gereken biri var.  Yani alakası konusunda sorgulanmaya kapalıyım ama benim bu insana teşekkür etmem gerekiyor. Şiiri çok seven bir kadın değilim esasen; çok da aram olduğu söylenemez. Beni bilen bilir benim için şiir demek Necip Fazıl Kısakürek demektir; yani birçoğunun ve tabiki benim deyimimle "üstad".. O şiir yazmaz, o beni çok baştan yazan adamdır orası malum. Üstadı tenzih ederek birini hatırlatmalıyım bloğumu takip edenlere; @jetlagis..
Bu adam ne yapıyor ne ediyor bir şekilde şiiri sevmeyen benim; şiiri gözüme sokmayı başarıyor. Sebebini bilmiyorum, ne yaptığını da. Ama öyle bir şey ki yaptığı ben okurken içim acıyarak okuyorum. Şimdi belki diyeceksiniz ki; "Üstad nerde o nerde.." ama; bağlantım şudur ki; Üstad dışında benim şiir için gözlerim ilk defa doldu ve bu demektir ki bu adam yazıyor. (Bana göre tabi.) 
@jetlagis; ben sana teşekkür ederim. Ya inan ki çok teşekkür ederim. Bu denli güzel yazdığın için, nicedir şiirden bir haber kalan bu kadına biraz da olsa bunu hissettirdiğin için ve yazdıran yüreğin ve kalemin için.. Seni okumadan evvel de denemelerim vardı ama sanki artık daha bir özenli şiir deniyorum. Aslında çok fazla diyecek bir şey yok biliyorum, farkındalık da güzeldir, ama; sana teşekkür etmeden geçmek sanırım bana yakışmayacaktı; çünkü bu denli harcanan emeği her zaman takdir etmişimdir.  Sagopa Kajmer' i yani Sevgili Yunus ÖZYAVUZ' u bilmem tanırmısın ama eğer sana öyle bir bilgi gelmediyse :) ; bil ki o adam beni anlatan adamdır ve ben çok fazla yoğunumdur. Onun sözleri beni çok yaralar ama çok hızlı toparlar. Ölene kadar onu dinleyeceğim biliyorum. Ona da " Hem Teşekkür Hem Özür" başlıklı bir yazım var; belki okursun diye dip not geçmek istedim. Herneyse; 
Beni çok derinden kanatıyorsun bilmiş ol, çok çabuk toparlayabildiğin gibi. Bazen öyle bir limeleniyorum ki, bazen de öyle bir bütün oluyor ki parçalarım şaşarsın. Uzun lafın kısası ben teşekkür ederim. 
Fotoğrafta seni okurken ki halimden birkaç kuple var bunu anımsadım da bakınca bu sebeptendir onu koymam o kadar..
Eyyy ahaliiiii! Bu adam takip edilesi, ona göre.. :)
Sevgiler.

"..İNCİN OLMALIYDIM."


Meğer tüm hayat sen olmuşsun.
Meğer tüm başlarım, tüm sonlarım..
Denizlerimde kulaç atan kolların yorulmuşken;
Yorgun avuçlarını kucağıma düşürenmişsin. 
Ben de neden canım yanıyor diyorum;
Meğer ipek tenime batan eller seninkiymiş!
Neden bu kadar dolu diyorum odam;
Meğer ben her temiz sayfa açtığımda,
Senin kanınmış damlayan sayfalarıma, 
Senmişsin sayfalarıma kıydıran..
Sızlarken vücudum bacaklarımı kendime çekip otururdum ben;
Meğer senmişsin damarlarımı zorlayan; 
"Söylemek istediğin bir şeyler var mı?" dediğimde ben sessizce;
"Yok" demiştin duymak istediğim ummanlara karşılık..
Oysa  ben istiridyen'in içinde yaşamaya razı kadın;
Bir gün açılırsın da düşerim korkusuyla
Bendim derilerini tırnaklayan.
ve Sen! 
Nicedir karanlıktayken ben;
Aniden yakan ışıkları, beni kör eden adam!
Bendeki sevdanın elleri buruştu sevgilim, üzgünüm. 
Sen giderken bu barut yüklü tankere kibrit çakandın çünkü.




19 Ocak 2012 Perşembe

Uyumam Lazım.


"Söylenip duruyor ayaklarım;
Diyor: -"Ey sahip, dinlenmen lazım.."
Sabah oldu ve gece kibrini yitirdi,
O halde benim de biraz uyumam lazım..
Gelecek yoksa, geçmiş de yoktur,
Bunun üzerine uzun uzun düşünmem lazım..
Biz 'yaren'i 'yaren' bizi bekler;
Uyanmamak üzere uyumam lazım.."

17 Ocak 2012 Salı

Oysaki Ben "Kesit"lerinde Kurmuştum Hiçlikistan'ımı.

    Biliyorum; acıyorsun. Ben gibi tıpkı.saniyeler dakikalarla can hıraş mücadele ederken gittikçe daha da ulaşılmaz oluyorsun biliyorum. Seçimler yapmak zorunda bırakıldım adam; seçimler yaptım. Bana cesaretsizsin diyen sana diyebilir ki bu kadın; ah bir bilsen ki ben aslında sensiz kalmayı seçerken ne kadar cesurmuşum. Birgün senle olur da karşılaşırsak eğer sen de diyeceksin "nasılsın?" diye; ve ben de "iyiyim" diyeceğim biliyorum; her uzvum inleyerek, parça parça dökülerek, un ufak dağılarak.
     Vücudumdaki izlerin kanıyor zaman zaman. Tüm vücudumda hummalı bir çalışma, restorasyon.. Hektarlarca büyüklükte kanlı bir operasyon kalbimde. Kalp nakli yapmaya çalışıyorlar bana adam. Seni söküp başka bir kalp vereceklermiş bana. Sana uzanan elleri kırmak istiyorum; ellerimle itmek.. ama etkisindeyim işte o boktan narkozun! Bir bilseler ki aslında ben narkoz aldığı halde hissedenim bu masada. Nasıl da yakıyorlar canımı. Aşkımla o kalbin aşkı uyuşmayacak biliyorum ve reddedecek vücudum o kalbi de. Ben ki önünde dizleri çökük, bacakları kırık hesap veren kadın, ben ki daha girmeden kabrine dört bir yandan sıkıştırılan bedenin sahibi.. Her faninin kıyameti kendi ölümüdür derler ya o hesap işte. İllede ruhun siktiri çekmesi mi lazım bedene?! Hayır işte. Ruhu hala kuruluyken bedene, dudakları hala kırmızıyken, vücudu henüz sımsıcakken de ölebilir insan. Dudaklarım hala kırmızı, saçlarım hala sevdiğin gibi simsiyah. 
     Ben de kalemimde ne kadar özlemişiz senden gelecek tek bir soluğu, sesi.. Senden kalanlar yapışmışken üzerime; kokluyorum seni hala be adam! Ne değişti diyorum da aynadaki kendime; hiçbir şey. Hiçlikistandan esen manasız bir rüzgarmışım meğer. Senle oturduğumuz senle soluklandığımız cafeye gittim geçen; gitmemişsin.. Sormamışsın beni. Sana bıraktığımı geri aldım oradan. Onu ben değil de sen alsaydın bu veda demekti be adam. Ben veda edemedim. Başka bir el değdimi eline? Oysa sadece ben istemiştim ipek tenine ellerimi batırmayı. Ara bir sokakta çekinerek ama dünyaları sırtlayarak tutmuştum ellerini oysa ki. Bu kadının hayatındaki tek ve en kısa gerçek.
    Dudaklarım morarmak üzere, ben ölüyorum adam. Bu hastalıklı bedenimden kurtulmana aylar kaldı. Gerçek ölüme ramaklar kalmışken, doktor bozuntularının ağzını bıçaklar açmazken;  ben ölüyorum adam. Bana güzel bir şeyler söyle ve rahat ölmemi sağla ne olur. Geri sayımım başladı. Sıfıra çok çok az kaldı be adam!

14 Ocak 2012 Cumartesi

Dikdörtgen Kesit


   Bana ölmediğini söyle olur mu? Kendine bir şey yapmadığını, Sana verilen tavsiyelere uyup da, kızını beklediğini.. Bana ölmediğini söyle olur mu? İyi geceler derken aslında sadece uyumaya gittiğini; ve beni asla bırakmadığını.. Bu cümlemin sonuna koymuyorum nokta ve haydi bekliyorum bana ölmediğini söyle olur mu?

12 Ocak 2012 Perşembe

Yov Yov Benle Alakası Yok Fotoğrafın, Bi saniye ;


    Bu sabah her sabahtan farklı. Daha bir güzel sanki; dünkü sinirimden eser yok. Sanki çok fazla yürümüş ve çok fazlaca yormuşum ciğerlerimi de sonrasında deliksiz uyumuş, dinç uyanmışım gibi bir şey işte.. Sırtımdakileri bir yere bırakmışım gibi, nefeslerime süresiz vizeler verilmiş gibi.. Her sabah olmaz bu, bu sabaha özel.. Bu sabah torpilli uyandım. En sevdiğim hırkamı aylar sonra çok alakasız bir yerde buluşumdur belki sebep bilmiyorum. Anlam yüklemekle işim olmaz ama sanırım bu sabahın bir anlamı olmalı.. Evden çıkıp arabama bindiğimde radyodaki ilk şarkı benim olsun dedim içimden; ne çıktı dersiniz?! "Vega - Bu sabahların Bir Anlamı Olmalı"... Evvvvet! Bence de olmalı :) 
  Uzun zaman sonra gülümsüyorum, içimde tarifi çok güç bir his var ve dışa vurumu da bir o kadar garip. Hava kapalı, çok iç açıcı sayılmaz ama sanırım çok güneşli çok günlük güneşlik bir yaz sabahı bile bu kapalı havanın yanında solda sıfır kalır bugün. Ben ilkbaharları severim; ne yazı ne sonbaharı ne de kışı.. Nisan ayında doğmamla alakalı olabilir bilmiyorum. Bugün her şey çok sade gözüktü gözüme; bu sebeptendir ki ben de kelimelerimi süslemeyeceğim bugün. Neyse odurlar.. Evet aynen öyle; bu sabah bir umut var içimde, nasıl olsa geri gelirsin diye, her şey yerli yerinde yine, bu sabahların bir anlamı olmalı :)
  Çok ilginç bir his; yumurtadan yen çıkan bir civcivin yalnız hissetmemesi gibi, öylece kalması ve ilk açtığında gözlerini birilerini görebilmesi gibi bir şey. Bu sabah gerçekten çok farklı bir sabah ve ümit ediyorum ki her sabah böyle başlar artık ve böyle biter günlerim. Güneş batmaya karar verdiğinde bana dönüp göz kırpması ve  benim de O'na göz kırpmam dileğiyle.. Aşağıda linkini verdiğim şarkı eşliğinde okumanızı tavsiye ediyorum :) O şarkı eşliğinde yazdım, o şarkı eşliğinde de okunursa anca aynı frekanslarda konuşabiliriz gibi.. ve yine ilk söylenecek lafı sona bıraktığımı fark ederek;
Gunaydın millet! Bugün çok değişik ve umut dolu bir gün sanırım. Herkesi, her şeyi sevmeye karar verdim bu sabah ve hayat canımı yaksa da yakmasa da ben büyümeye devam ediyorum.

NOT : Fotoğraf ne alaka bilmiyorum ama her baktığımda çok gülüyorum bir onu biliyorum, bak ya tiplere gel çok güzeller, çok salaklar nan :D 

11 Ocak 2012 Çarşamba

Ayakta Mal Mal Gezinen Kişiliklerinizi Bedeninizde Bi Yere Oturtmak Bu Kadar mı Zor Ulan!

 
    Sağları, sollarıyla bir olmayan, terazileri şaşmış, ağzından çıkanla götünden dökülenleri bu kadar tutarsız olan kim varsa hepsinin ağzına sıçiyim ben! İnsana resmen ağzını bozduruyolar ya! 
    Ulan siz ne biçim insansınız da 1-2 dakikalık rötarlarla değişebiliyorsunuz! Bu nasıl bir karakterdir ki beyin kıvrımlarınızın kıvrımından şüphe ettiriyosunuz! Söylemek istediklerimin geçtim çeyreğini, zerresini bile anlatamıyor olmak şuan; beni çileden çıkartıyo. Ulan Allah hepinizin belasını ver-me-sin ya! Lanet olsun hepinize be, lanet olsun rengarenkliğinize, lanet olsun gökkuşaklarınıza be! Stabil kalabilmek bu kadar mı zor ulan, ayakta mal mal gezinen kişiliklerinizi bedeninizde bi yere oturtmak bu kadar mı zordur ya! Ya, hay Allah kahretsin ya; sizin kaldığınız noktalardan devamınız bu denli kolayken benim neden kırık ulan bacaklarım?! 
    Ulan ben de nasıl bir malım ki; her defasında ilk defa duymuş gibi tepki verebiliyorum! Tepkime sıçiyim! Ulan bu nasıl bir ruh halidir ki bir insan, bu bok her defasında tokat gibi çarptıkça suratına hala ilk şaşırdığı gibi şaşırıp, ilk unuttuğu gibi unutur anlamıyorum ki! Ben o kadar eminim ki bu yazıyı yayınladıktan saniyeler sonra, aynı suratlara aynı iyi niyeti göstericem, böyle bi malım çünkü ben! Ulan size verdiğim iyi niyetimi s.kiyim ben! Sanırım çoştum ama kimse demesin nolur "napmışsın", "yakışmamış sana" diye; ancak böyle rahatlayabiliyorum şuan. 
    Aldığım nefes dar geliyo ciğerlerime, bedenimi zorluyor resmen sinir hücrelerim. Ulan neden günah ki öldürmek! ve artı zaten neden ben bunu günah olmasa da yapamicak olanım. Her şey neden bu kadar anlayışsız ya! Neden kalp kırmak bu kadar kolay ki! Ya neden böylesiniz neden be! Kendi gözünüzden baksanız olmaz mı? Kendi dudaklarınızı kullansanız zehirden de zehir kelimeleriniz için? Ya ne var ki kendiniz olsanız ve söylemek istediklerinizi direk söyleseniz; dolandırmadan, oynamadan, süslemeden.. Ne var şu azına sıçtığımının gününe ben de mutlu başlasam; kötü bitsin razıyım, ama iyi başlasam! Olmuyo işte azınıza sıçiyim olmuyo! Ne kadar deneseniz de iki renk aynı gibi durmuyo, elinize yüzünüze bulaştırıyosunuz..
    Siz dar edin; ben genişletmek için yok yere harcarım çabalarımı olur mu! Ben bendeki iyi niyetimin azına sıçiyim! 

SABIR TAŞININ ÇATLAMASINA RAMAK KALMIŞ İSTİRİDYE'DEN..
Gripin - Karışmasın Kimseler eşliğinde yazdım; onun eşliğinde de okuyun derim.

7 Ocak 2012 Cumartesi

     Önce rica ederim play'a basın. Sonra sonra....
Herkes, her şey değişebilir. Ama beni, bu kadını en çok yoran şeydir değişen şeyleri farketmek, etmeye çalışmak. İki resim arasındaki 7 farkı bulmak için çıktığım yolda; hep 6'da kalmaktan çok yoruldum. Nolur ya tek resim olun sonraları, yada farkları kırmızı ile işaretleyin beyninizdeki. Neyse şuanda sadece Bryan Adams - Have You Ever Really Loved a Woman' dan başka bir şey girsin istemiyorum kulaklarıma ve sadece kız kulesinde uyuyakalmak istiyorum o kadar, güzel geceler.. 

6 Ocak 2012 Cuma

Sen Şimdi Bembeyaz mısın?

    Saatini saklıyorum. Sen esas alemi seçtiğin günden beri saklıyorum. Bileklerim sen kokuyor. Atamıyorum işte, senden kalan hiçbir şeyi atamıyorum. Her şeyini attılar zaten; herşeyin, her parçan başkalarında anlam bulacak şimdi öyle mi? Kalbin hangi adamda/kadında kaldı dersin? Sevgilim mühürlü dudakların çok mu soğuk artık? Saatini kullanıyorum; zaman apayrı işliyor senin dünyanda, akrebin yelkovanına küsmüş haberin var mı? Yelkovanınsa buruk, saniye çoktan kırılmış, bir çare..
    Çok derinden acıyorum ben. Kan kokusunu sevmiyorum, sevemiyorum. Kan bulaşmış ellerini hatırlıyorum, çok net. Başın dizimde, kocaman upuzun bir yol ve ben dizlerimin üzerinde oturuyorum. Elim elinde; kanlı ama sıcak. Susmuşuz.. Yalvarışım başlıyor sonra, ve en aciz olduğum an;  ruhunun bedenine vedası, kanlı ellerinin ellerimden kayması.. Gögsüne kitlenmiş gözlerim; iniş çıkışlarına meftun halde izliyorum. Derin bir nefes alıyorsun ve iniyor göğsün, sonra kalkmıyor bir daha. Daha sonra arkamdan bir çift el kuvvetlice kaldırıyor beni yerden. -"Başı!" diyorum, -"Başına dikkat edin!".
    Sesler, beynimde, tüm bedenimde.. Kalbimin tırnakları derilerimi zorluyor. Tarifsiz bir kalabalık ve  kocaman büyümüş gözlerim. Ağzımı bıçak açmıyor. Etrafımda sadece dudakları oynayan, avuçlarımı ovuşturan kadınlar, adamlar.. ve sorduğum soruma tek bir cevapla toprağa girişim.. Unutamıyorum işte, olmuyor. sonra bir kalabalık daha, ve ben hala hiç konuşmamışım. Simsiyah birsürü insan. vee diğer yarım! Seni uğurluyoruz. Karanlığın seni korkuttuğunu biliyorum ben. Başımı toprağın üzerine koyuyorum, kalbimi de kalbinin üzerine. Şimdi çok beyazsın. Bense çok kirli. Benim için yıl 2010, Ekim,3.. Akrebim yelkovanıma küstü benim de. İki yıl oldu hala konuşmuyolar. Sanırım ben daha fazla yazmamalıyım.
Sen her gece rüyama gelen adam; dün gece yoktun. Hayrola, Küsmü Mecnun Leylası'na..

İSTİRİDYE'DEN..

5 Ocak 2012 Perşembe

     Bugün hergünden farklı, of ben bugün çok sıkılıyorum, çok boğuluyorum. Sebebi yok, sebepsiz.. Ya resmen gün işkence gibi geçicek hissi heryerimi kaplamış gibi. Offf ya biliyorum saat daha 1o ama tek isteğim bugünün geçmesi, bitmesi.. 

Sen Anlatırken Ben Uykuya Dalıp Gitsem Babacım.



Bir gün sen de anlayacaksın;
Kalabalıklardan kaçıp,
Dizlerini karnına kadar çekip ağlayacaksın.
İşte o an özleyeceksin;
Eski sevgilini değil, pili bitmiş oyuncak ayını.
Yanından ayırmadığın, yatarken sarıldığın saflığını..
"Tel sarar kızım tel sarar.." diyen babana benzemeyecek her erkeğin gözleri.
O küçük kız çocuğu değilsin artık.
Ama bir gün sen de ağlayacaksın!
Kenarları dantelli elbisesiyle,
Saçlarını ördüğün oyuncak bebeğini
Nereye koyduğunu hatırlaman gerektiğini anlayacaksın!
"Tel sarar kızım tel sarar.." diyen babana benzemeyecek her erkeğin gözleri..


CEYHUN YILMAZ






İSTİRİDYE'DEN

Ah Bir Çözülse İpleri Kelimelerin.


      Bir insan neyse odur. Ne yaptıysa onunla mutlaka karşılaşır insan bir gün. Günahların; toplayamadığın tek arkandır. Ben ima bilemem, sevmem. İma edilmesini de. Bunu bana böyle öğretti. Bir şey söylemek isterse insan söylemeli, direk dökülemese de kelimeler dudaklarından; anlatılmak istenenin özünden kopulmamalı. Kelimelerini labirentlerde yarıştıran insanları sevmiyorum, sevemiyorum. Acil çıkış kapıları olmalı kelimelerinizin. 
   Ben direk söylerim ne söylemek istiyorsam, ifadelerim çok direk ve nettir. Ertelemeleri sevmem, ertelenmesini de. Eskiden böyle değildim doğru, okuyan dostlarımın vs "hadi ordan sallama" diyebilitesi yüksek. Ama ben tam kocaman, derin ve geniş bir labirentte uyuyakalmak üzereyken biri çıkageldi ve uyumak için yaslandığım duvarların arkasına gizlenen kapıları açtı bende ve "söylemek istediğim.." ile başlayan cümlelerimi "budur." a çeviren büyük değişime imzasını attı. İşte bu sebeptendir ki artık; Feraşe demek istemez, der! İmalarla yola çıkarak 'son' yazısını görmek isteyen insanlara şaşırıyorum. Bu tamamen onu ve karşısındakini yiyip bitiren, deli eden bir handikap. Bir izin verse, yollar açsa o kelimelere; o kelimeler cümleler, paragraflar olucak halbuki.. "Demek istenen.." , "denecektir" ve problemler silsilesi kuyruğunu kıstırıp gidecektir eminim. 
       İma etmeyin direk olun derken Ayı olun demek değil bu :) İnsanlık çerçevesinde net ve direk olun demek. Coşmayın yani hepten :D Direk bir insan olun, direk bir ayı değil, Haydin selametlen.

İSTİRİDYE'DEN..

4 Ocak 2012 Çarşamba

Akıl bahçelerimi dağıtıyorsun, kan revan içindeki bedenime kılıçlar savurarak geliyorsun; her kılıç kapanmayacak deriiin yaralar bırakıyor, Yapma!

2 Ocak 2012 Pazartesi

Biz Sustuk.-mu?

-"Tamam" dedim, "olur..", sessizce.. 
Hep bunu demez miydim zaten? 
Karşı çıkmaları sevmem bilirsin. 
"Duvarlarına çarpmaktan dizleri yara olan benim, sen değilsin!" dedin, ama bu da sessizce oldu. 
Bu farklı bir his, çok farklı. Her insanın kıyameti kendi ölümüdür derler ya, doğru. Ölmek için taş taş üzerine kalmasını beklemek yersiz; ilahi sarsıntıyı beklerken aslında çoktan ölmüş olabilirsin, benim gibi. Öldürmek için ellerinin kana bulanması, kan kokmak gerekmez, herkes katil olamıyor işte, bazen sessizce kıyabiliyorsun canlara, çıkmak isteyen canların elinden çekip çıkartabiliyorsun gırtlaklardan benim gibi.. Şemsiyelerin demirden olmalı; bu denli kinle dolmuş damlalara karşı açtığın bu savaşta ancak bu şekilde zırhlanabilirsin. 
Söylenenler söylendi, son kozlar paylaşıldı. Artık tüm kartlar açık. En çıplak halimdeyim, en savunmasız. Savurduğun bıçakların tek hedefiyim artık, değdiği yerler bir bir kanayacak biliyorum, ama ben hazırım! Kaya gibi durmaya çalışmama rağmen; içimdeki acı derilerimi zorluyor resmen, gözlerime vuruyor adam!
Yaş olarak akıyorsun gözlerimden; ve ben; yani bu kadın, yani Feraşe; bugün sen ağlıyorum.
-"Peki." dedi O da..
Sustu, sustum,
..ve biz sustuk..

İSTİRİDYE'DEN.