19 Kasım 2010 Cuma
Ellerine sağlık, yine harcamışsın beni! Yine HİÇ etiketiyle etiketlemişsin beni yazık! ne varsa yaptığım sıfırlamışsın da t.ederim. Kıcasık hayatımda kocaman olmuştun halbuki.. -di'li geçmiş zamanlar için artık çok geç olmalı. Nefret ediyorum senden çünkü. Nefret bile aslında var oluşuna hediye di mi?
11 Kasım 2010 Perşembe
Sevdiğim İlk Adam..
Sen benim gözlerimi hayata açtığımda sevdiğim, aşık olduğum, kıskandığım, bana dokunan ilk adam oldun babacım.. Hayatıma giren ilk erkek.. Sahip olduğum en büyük değer, omzumda taşığıdım meleğim, sevabımı hemen yazan ama günahıma kıyamayan adam..Bakmaya koklamaya kıyamazsın ya bana, alırsın ya gardını hemen incitildiğimde..İstersin ki hayatın rüzgarı savurmasın. Hiç ölmek istememen bundandır; sahipsiz bırakmak istemezsin çünkü beni, bizi.. Sanarsın ki ölene kadar ne kadar kötülük varsa dokunucak, engellerim korurum onları, ama hayat öyle değilmiş babacım.Yeri geldiğinde savurabiliyormuş etrafa kül gibi.
Bi kız evlat için baba özeldir. Herkese kıyar belki ama sen kıyamadığısındır, incitmek istemediği..Bir süre sonra baban nasıl sarıyosa seni, sende öyle sarmak istersin babanı, sanki koruyabilicekmişsin gibi(!). Sende özelsin babacım. Bitanelerin en bitanesisin.
En çok da neyini seviyorum biliyomusun, değişmiyen o güzel kokunu.. O yüzden sarıldığımda sımsıkı sana, içime çekiyorum kokunu uzun uzun, her sarılışım sana, son sarılışımmış gibi hiç bırakmak istemiyorum. Ne kadar sana benziyorum di mi babacım? Aynı şeylere gülüp, aynı şeylere ağlıyoruz. Hiç sıkılma hiç darlanma istiyorum ben. Darlandığında sıkıldığında; sıkıntı çeken Efendimiz'e koşan Hz. Fatıma annemiz gibi koşmak istiyorum sana, sımsıkı sarmak, geçti demek...
Baba, babam benim.. Ah bi bilsen ne demeksin benim için.. Bi bilsen ne anlama geliyo evde varoluşun, bi bilsen nasıl bi oksijensin kanımda.. Hesap günü geldiğinde babanın hakkı varsa evlat üzerinde evadında babada hakkı var-mış! Ne haddime, ne hakkı! Yoktur, olsa dahi kat kat helal olsun benim nefesime.. Sorduğunda Allah o gün herşeyi; Alnın ak olucak mahşerde bile gurur duyucaksın kızlarınla, seni bir kere bile utandırmadıkları için, kalplerine imanı yaşattığın için.. -"Allah" diyosa bu kalp, bu dil eğer, hakkını helal et babacım.İslamı islam gibi yaşamamız için çırpınışına Rab'bim bir kez daha şahit olsun ki Cennet 'tir mükafatın inşallah. Kız evlat babası gibi bi adam arar ya ölene kadar, aynı ona benzeyen, aynı onun gibi..Sahipsizlikten korkar çünkü, gelenin O'nu aratmasından korkar, aynı sevgiyle aynı şevkatle korunamamaktır derdi, görmediğini yaşamadığını görüp yaşamaktan korkar. Hayatım boyunca senin gibi bi adamdı aradığım; gülmesi sen konuşması sen ağlaması sen..Sen gibi merhametli sen gibi bi insan babacım..
Allah bu kuluna senle yaşlanmayı nasip etsin isterim. Günahlarımdan babamla arınmayı, helal hakını duymadan ölmemeyi..Allah senin kokundan beni, bizi mahrum etmesin, yokluğunla sınamasın..
Baba sen sevdiğim ilk adamsın, aşık olduğum ilk adam..Biliyosun zaten ilk aşklar unutulmazmış..!
Hayata gözlerimi ilk açığımda sendin gördüğüm ilk adam, hayatıma giricek olan da sana okadar benzesin ki, giderken bu dünyadan ben, senin bi benzerinle terk edebiliyim burayı. Senle başladım senle bitiriyim babacım..
Hayata gözlerimi ilk açığımda sendin gördüğüm ilk adam, hayatıma giricek olan da sana okadar benzesin ki, giderken bu dünyadan ben, senin bi benzerinle terk edebiliyim burayı. Senle başladım senle bitiriyim babacım..
İSTİRİDYE'DEN..
8 Kasım 2010 Pazartesi
"Biliyorum Bu Yara Hiç Kapanmayacak"
Telefonlarıma cevap vermeyeceksin…Cevap versen bile,
öyle yorgun öyle isteksiz çıkacak ki sesin, bir küfür gibi…
Sevmeyeceksin beni…Biliyorum bu şehri bana dar edeceksin…
Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni.O yanık, o hasta bakışımdan…Uçuruma
atlar gibi sevdalanışımdan…
Sevmek deyince, hemen ardından, ölüm, dememden anladın…
Anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi çırılçıplak gerçeğe
uyandırdın beni; uyandırdın ve kaçtın…
Çünkü sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.Sana
acı çektireni…Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür
gibi konuşanı sevdin…Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep.
Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan…
Beni sevmeyecektin biliyorum ama…Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini
sevmeye…Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı
çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz
çözüldüm…
Sana da olmuştur…Öylesine susamışsındır ki sevilmeye, kendin gibi birini
bulunca tutamaz kendini, herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir
telaşla söylersin…
Hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini
hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini…Ama yine de engelleyemezsin
kendini tutamazsın.
Aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin…Üstelik bunu anladıkca daha da
batırmak istersin kendini…Biraz daha zor duruma düşürmek…
Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin…Sanki bile isteye kendi
mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin…Kendinden gizli bir öç alır gibi.
Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi…Sanki hiç sevilmek istemiyormuş
gibi…
Bir tür gurur muydu bu?
Birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan, kendi
ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu
hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı?
Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.
Sevmeyeceksin beni…Biliyorum bu şehri bana dar edeceksin…
Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni.O yanık, o hasta bakışımdan…Uçuruma
atlar gibi sevdalanışımdan…
Sevmek deyince, hemen ardından, ölüm, dememden anladın…
Anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi çırılçıplak gerçeğe
uyandırdın beni; uyandırdın ve kaçtın…
Çünkü sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.Sana
acı çektireni…Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür
gibi konuşanı sevdin…Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep.
Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan…
Beni sevmeyecektin biliyorum ama…Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini
sevmeye…Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı
çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz
çözüldüm…
Sana da olmuştur…Öylesine susamışsındır ki sevilmeye, kendin gibi birini
bulunca tutamaz kendini, herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir
telaşla söylersin…
Hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini
hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini…Ama yine de engelleyemezsin
kendini tutamazsın.
Aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin…Üstelik bunu anladıkca daha da
batırmak istersin kendini…Biraz daha zor duruma düşürmek…
Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin…Sanki bile isteye kendi
mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin…Kendinden gizli bir öç alır gibi.
Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi…Sanki hiç sevilmek istemiyormuş
gibi…
Bir tür gurur muydu bu?
Birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan, kendi
ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu
hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı?
Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.
Tam karşımda oturuyordu.gencecik, yakışıklı bir çocuktu.
Şizofren olduğunu biliyordu.Biliyordu iyileşemiyeceğini…
İki de bir, önce kolunu uzatıp, sonra
avucunu açıyor; Mutluluk avuçlarımdaydı, yakalamıştım ama kaçtı
diyor, kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu…
Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı…
Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.
diyor, kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu…
Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı…
Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.
Görgü kitabı masanın üstünde dururdu hep.
Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.Yemeğe nasıl oturulacak..çorba
nasıl içilir? Kaşık nerede, çatal nerede durmalı…Balık nasıl yenir? Peçete nasıl
katlanır…Sinemada nasıl oturulur…
Ben de eskiden senin gibi saftım.İnanırdım bu dünyada bile şölenler
olacağına…Bu dünyada anne, baba, kardeşler, bir sofrada lekesiz bir mutluluk
yaşayabilirler diye inanırdım…O kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen
inanırdım…
Önce dilediğim gibi başlardı herşey.Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi…Sonra
birden hiç beklenmedik bişey olur, biri ağlayarak odaya kaçardı…İçerden, arka
odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi; bıktım artık, bıktım, usandım
hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! …
Ben de senin gibi saftım o zamanlar…Gidilecek neresi var dı ki derdim…İşte
hep birlikteyiz…Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? …
Sonraları çok sonraları anladım.Meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir
araya gelmişiz tesadüften de öte…Biz…bizim aile, herkes, aslında hiç
istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz…
Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız.
Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! …
Evet cok geç anladım…
Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız, üzüntüsüz bir pazar sofrası
özlerken, aslında herkes…annem, babam, kardeşim o evden uzaklara, hiç dönmemek
üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş…
Dünyanın en mutsuz otogarı…Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim
evimiz…Yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin
sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz…
İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip
bağlanmak.Uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti.
Sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere
gidemiyordu…Birbirimize duyduğumuz sevgi, aynı zamanda bizi birbirimize düşman
ediyordu…
Hem biz, bizim aile…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar
gibiydik…
Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık…
Bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü
engel olamadığımız o felaket duygusu…
Anlamıştım senin ailen de böyleydi…
Üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında
istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! …
Sana ya da kardeşine…Tesadüfen dünyaya geldiğinizi…Beklenmedik bir misafir
olduğunuzu! …Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini
söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! …
Sizin için…Senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten
sonra…
Senin de ailen benimki gibiydi…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak
yağmurlar gibiydi…Bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın
her şeye…
Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken
kaybetmiş gibisin hep…
Ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız
kadınlarda…
Sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız
erkeklerde…
Biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne de sen o erkeği bulacaksın…
Ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde…Ne acıki, hep bizi
incitip üzenlere bağlanacağız…Telefonlarımıza çıkmayanlara… Çıksa bile küfür
gibi konuşanlara sevdalanacağız…
Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz…
Ölesiye, amansız seveceğiz onları…
Biliyorum, bu yüzden odan böyle…Güncelerin ortalık yerde…Kitapların
orada, burada…Anıların saçılmış ortalık yere…Her şeyin darmadağın…
Biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun…Sen
de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir
gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim
her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup
gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun…
Biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin
hayaletisin…Ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı…
Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi…Aklı başında, mazbut insan rolünü
oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı…Hepsi
yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi…Düşleri çok
garipti…En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde; okyanusları aşmayı ve başka
kıtalara gitmeyi düşlerlerdi…
Yine aradım seni, yoksun…bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın…
Bir kere çözüldüm sana…Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim…
Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim
gibi…
Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…Öyle özledimki kendim gibi
biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi…
Yine aradım seni yoksun…Beni de birileri arıyor…Beni de kendi gibi birini
sevmeyi özleyenler arıyor…Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi
özleyen birileri arıyor.
Hiç cevap vermiyorum…BEN SENİ İSTİYORUM, SENİ ARIYORUM…
Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.Ama seni de biri
yok ediyor…
Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…
Ben birilerini, o birileri başkalarını.Sen beni…Seni bir başkası…
Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…Seni biri
sevse de hiç kapanmayacak bu yaran…
Hiç kapanmayacak! …Avuçların hep boşluğa kapanacak.Tıpkı o şizofren genç
gibi…
Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.Yemeğe nasıl oturulacak..çorba
nasıl içilir? Kaşık nerede, çatal nerede durmalı…Balık nasıl yenir? Peçete nasıl
katlanır…Sinemada nasıl oturulur…
Ben de eskiden senin gibi saftım.İnanırdım bu dünyada bile şölenler
olacağına…Bu dünyada anne, baba, kardeşler, bir sofrada lekesiz bir mutluluk
yaşayabilirler diye inanırdım…O kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen
inanırdım…
Önce dilediğim gibi başlardı herşey.Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi…Sonra
birden hiç beklenmedik bişey olur, biri ağlayarak odaya kaçardı…İçerden, arka
odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi; bıktım artık, bıktım, usandım
hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! …
Ben de senin gibi saftım o zamanlar…Gidilecek neresi var dı ki derdim…İşte
hep birlikteyiz…Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? …
Sonraları çok sonraları anladım.Meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir
araya gelmişiz tesadüften de öte…Biz…bizim aile, herkes, aslında hiç
istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz…
Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız.
Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! …
Evet cok geç anladım…
Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız, üzüntüsüz bir pazar sofrası
özlerken, aslında herkes…annem, babam, kardeşim o evden uzaklara, hiç dönmemek
üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş…
Dünyanın en mutsuz otogarı…Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim
evimiz…Yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin
sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz…
İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip
bağlanmak.Uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti.
Sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere
gidemiyordu…Birbirimize duyduğumuz sevgi, aynı zamanda bizi birbirimize düşman
ediyordu…
Hem biz, bizim aile…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar
gibiydik…
Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık…
Bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü
engel olamadığımız o felaket duygusu…
Anlamıştım senin ailen de böyleydi…
Üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında
istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! …
Sana ya da kardeşine…Tesadüfen dünyaya geldiğinizi…Beklenmedik bir misafir
olduğunuzu! …Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini
söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! …
Sizin için…Senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten
sonra…
Senin de ailen benimki gibiydi…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak
yağmurlar gibiydi…Bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın
her şeye…
Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken
kaybetmiş gibisin hep…
Ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız
kadınlarda…
Sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız
erkeklerde…
Biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne de sen o erkeği bulacaksın…
Ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde…Ne acıki, hep bizi
incitip üzenlere bağlanacağız…Telefonlarımıza çıkmayanlara… Çıksa bile küfür
gibi konuşanlara sevdalanacağız…
Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz…
Ölesiye, amansız seveceğiz onları…
Biliyorum, bu yüzden odan böyle…Güncelerin ortalık yerde…Kitapların
orada, burada…Anıların saçılmış ortalık yere…Her şeyin darmadağın…
Biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun…Sen
de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir
gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim
her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup
gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun…
Biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin
hayaletisin…Ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı…
Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi…Aklı başında, mazbut insan rolünü
oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı…Hepsi
yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi…Düşleri çok
garipti…En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde; okyanusları aşmayı ve başka
kıtalara gitmeyi düşlerlerdi…
Yine aradım seni, yoksun…bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın…
Bir kere çözüldüm sana…Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim…
Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim
gibi…
Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…Öyle özledimki kendim gibi
biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi…
Yine aradım seni yoksun…Beni de birileri arıyor…Beni de kendi gibi birini
sevmeyi özleyenler arıyor…Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi
özleyen birileri arıyor.
Hiç cevap vermiyorum…BEN SENİ İSTİYORUM, SENİ ARIYORUM…
Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.Ama seni de biri
yok ediyor…
Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…
Ben birilerini, o birileri başkalarını.Sen beni…Seni bir başkası…
Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…Seni biri
sevse de hiç kapanmayacak bu yaran…
Hiç kapanmayacak! …Avuçların hep boşluğa kapanacak.Tıpkı o şizofren genç
gibi…
[Cezmi ERSÖZ]
İSTİRİDYE'DEN..
Kördüğümün müyüm Sevdiğim..
Sevgi saf olmalı..Hakkıyla taşınmalı.."O" da bunu yaptı..Sevgisini kalbine koyan Rab'bine karşı boynunu eğdi..Safça, tertemiz sevdi..Efendimiz (sav) ile Hz.Ayşe aşkıdır bu!
Hz.Ayşe bilindiği üzere çok kıskanç bir bayandı. Ona adı sorulduğunda babasının adını kullanarak yanıt verirdi “Ebubekir kızı Ayşe” diye , aynı zamanda şunu da eklerdi :
-“Ben Allah'ın Sevgilisi’nin sevgilisiyim”
...ve bundan ne kadar emin de olsa Efendimiz (sav)'a aşkını her fırsatta sorardı.
-" Ey Allah'ın Resulü beni seviyor musun?” Efendimiz ise bir gün bile ona bıkkınlık ifadesi göstermeden, her defasında doğru olanı ve memnun olacağı cevabı verirdi :
-“ Tabii ki Ya Ayşe tabii ki seviyorum..”
Hz.Ayşe ise bununla yetinmez sevgisinin nasıl olduğunu da merak eder, sorardı :
- ”Peki Ya Muhammed, beni nasıl seviyorsun?” Efendimiz (sav) ise :
-“ Kördüğüm gibi..” derdi..
Anlamsız mı gelir bilmem ama anlamları anlamlandırdı benim için.Aşk temizdir ve şu temizliğine bi bakın.. Sadece tek bir kelime ile aşkın özetidir bu! Asla emin olamamasından değil duymak istemesinden kaynaklı olarak Hz.Ayşe kendisine ara sıra şunu sorardı :
-“Ya Muhammed, kördüğüm ne alemde?” (: Efendimiz (sav) sabır ve aşkla , nurlu gülümsemesiyle :
-“İlk günkü gibi..”derdi..
Kalbe tüm duyguları koyan Alemlerin Rab’bidir, şüphesiz! aşkı da öyle..Her duygunun hakkını veren Efendimiz (sav)’dir.Aşkı aşk gibi yaşayabileni de.. O'nun gibi sevip kördüğüm gibi bağlandım sana, ilk günkü gibi..
İSTİRİDYE'DEN..
Annem, Herkes Gitsin Bi Sen Kal Olur Mu?
Bir kez daha ve defalarca, ne kadar doğruymuşsun annem.. Büyümek ne kadar sarpa saran bişeymiş, ne kadar ağırmış farkındalık, ve ne kadar büyük bir sahipsizlikmiş gölgenin üzerimden yavaşça eksiliyor olması..Ellerini tutmadan ayakta kalabilmek ne kadar meşakkatliymiş.
Hiç istemezdm biliyor musun büyümeyi, kaliyim dizinin dibinde hep..Sessiz sakin.. Derdim yine derdin olsun..Ben doymadan doyma yine, ben ağlayınca yine ağla sende..Biliyor musun korktuğum ne varsa geldi başıma yaşadığım kadarlık ömrümde..Ama hep bildim ki ben düşmem, düşemem.. Arkamda öyle bir omuz var ki ne kadar büyük yükle yüklenirsem yükleniyim devrilmez. Dengemi kaybetsem de bu böyle, değişmez..
Annem, sahip olduğum, herkes gittiğinde bana kalan kadın..Ben hayattan torpilliyim tutunabilmeyi hayata ilk senin elini tutarak öğrendim. Kanarken dizlerim düştüğümde kanadın sende biliyorum.. En değerlim en temiz yanımsın anne. Anne hiç ölme olur mu? O bile bize beraber nasip olsun ki o zaman anlamlı olur ölmek de.. Kanatların eksilmesin üzerimden hiç olur mu? eksilmeyen yanım bi sen kal olur mu?
En çok ihtiyacım olansın yine. Pamuk ellerin Rab'bine açılınca; kalbini okurken alemlerin tek yaratıcısı, kalbinde kalan oliyim olur mu? Bana hep hayır dile. Ayaklarının altındayken cenneti Rab'bimin, göğsünden ayaklarına beni yumuşacık bırak olur mu? Hangi kadının kızarken bile içi acıyabilir ki! Annemin, annelerin sanırım..Senin gibi bi anne olabilmek nasibim olsun istiyorum..Sen haketmediğim halde bana verilensin, hediyemsin, lütfumsun..
ANNEM HERKES GİTSİN Bİ SEN KAL OLUR MU?
İSTİRİDYE'DEN..
3 Kasım 2010 Çarşamba
Nisan gelsin ..
Nisan'da gel olur mu? Nisan'da başlasın heycanım. Sonra ne kadar ömür vermişse Allah üçe bölmeye razıyım.
Çok güzel bi ismin olsun; Leyla gibi Nisan gibi.. Sonra çok güzel bi kız ol, kız ol.. Nereye baktıysan merhametinle ışıldasın o yerler, Allah korkusuyla titresin o minik kalbin hep.. Misafir olduğunu bil ve öyle yaşa daima.. Allah kelamı dendimi dursun ne varsa etrafında, kalbin başka atsın, "Kelam'ı" üzerine kelam getirme hiç..Yumuk yumuk pontif pontif ayakların, nokta gibi parmakların, merhamete uyanan minnacık çekik gözlerin ve nur damlayan bi yüzün olsun. Mis kok hep.. Herkesten farklı olsun bağımız, heryerde herkeste son durağın ben oliyim. He bi de çok şımar, şımarık bişi ol böle (: Ağladığın kadar gül de.. Kardeş onlar çünkü. Sevmeyi iyi öğren, sevilmekten daha yüce olanı yani.. Sevmek kendinden emin olmaktır ama sevilmek incecik ipe bağlayıp kocaman yüreğini salmaktır kuyuya, kuyusu'na.. taşıyamazsa incinir çünkü, inciniriz sanırım.. Sana uyaniyim inşallah, saatler önemsiz..Sende tıkansın bütün cesaretim, sensen konu birken on düşüniyim, en gizli en derinde sakladığım iradem ol.. Can yakma, canını yakmasınlar. Bana en güzelini yaşat en özelini hissettir kadınlığımın..Avuçlarımda olsun avuçların, kalbine değmeden benim kalbime aksın incilerin..Derdin derdim, mutluluğun mutluluğum olsun.. Yaşamadım tatmadım ama; seni kendimden bile çok sevmemi ne sağlicak merak ediyorum..Zaman..Garip olan da şu aslında; var olmadan bi gün evel görmediğin bişeye var olduktan sonra bu kadar sımsıkı bağlanıp görmeden yapamamak..
Ben gibi bir kadın ol / olma!.. Ben gibi sev ama ben gibi güçsüz kalma..Ayakların yere sağlam bassın, söylediklerin ço..k çok ilerileri görebilsin..
Bana -"Annemm" de, sana -"Yavrumm" diyim istiyorum..Nasıl bişeydir acaba bana ait olman..Gel hadi paylaşırım yüreğimi ben..çünkü ; sen, seni bana versinler diye ettiğim duamsın..Yaşamadan seni ölmek istemem..
İSTİRİDYE'DEN..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



