9 Ekim 2010 Cumartesi

Canım mı?! Yanmadı ki Hiç!


Ne fark eder ki zaten gözyaşımla başlamadı mı bu hayat! Ben zaten acıyla kardeş gelmedim mi bu dünyaya! O yüzden ne fark eder ki acıtılmak.. Acıdan katlansam da karşında, her nefes alışımda sızlasam da acısam da inan bir damla gözyaşımı akıtmayacağım söz veriyorum kendime. Uyuşan ellerim, acıdan katlanmış yüreğim, içimin çığlık çığlığa fırtınalar kopardığı ama senin zerresini bile duyamadığın ve duyamayacağın çığlıklarım, kocaman dünyada küçücük kalmışlığım, tek bir lafınla yerle bir olabilecek olan ; oda oda sen doldurduğum evim, kalbim.. İşte bu yüzden ne fark eder ki acıtılmak; ne fark ederim ki karşımda titremeyen merhamet bile edemeyen o gururlu yüreğin için.. Aslında yalnız olduğumu, korkularım olduğunu, sıkıca tutunduğum kalpten, kalbinden sendeleyip düşebileceğimi öğrettin bana bugün. İyi bir öğretmendin belki de, belki de taktın yine acımasız aşık maskeni ki; düşerken bana tutunabileceğim hiç bir şey bırakmadan kayıp gitmişsin ellerimden.. Öylece düştüm biliyor musun? Açamadan kanatlarımı, tutunamadan bir yerlere.. Canım mı ? Evet hemde çok yandı.. Heryer, herşey şeffaf artık.. O güne dönmüşüm gibi sanki yeniden ağlayarak başlayabilirmişim gibi.. O kadar güçlüyüm ki artık! Kalk demeden sen ben koştum aslında. Her yerinde gezindim kalbinin. Bir oda seçtim kendine en güzel yerinden evinin.. Hiç gitmeyeceğim sandığımdan eşyalarımla gelmiştim yerleştirdim herşeyimi ki git deme diye sımsıkı tutundum oraya. Ben! Sadece ben yaşıyorum sandığımdan nefesimle ısındı o oda.. Halbuki üşümüyormuşsun.. Desene –“Bir oda bir salon değildi ki evim”. Gidenin hiçbir zaman dostu olmayacak! Bu böyledir! Yarımsın artık yarım bıraktıklarınla dolu güzel sandığın odaların.. Sen aslında her odada bir can bıraktın yarım. Her bırakılan yarım can sürüklenerek çıktı evinden, Acı mı? Hayır asla! Sen acı çekemezsin! Onları aşkla sevemedin çünkü, aşk dediğin; elini attığında kolayca ulaşabileceğin yerinde sakladığın o kirli maskeni yalandan taçlar takıp süsledin sen.. Kanatlarımı un ufak edinceye kadar ufaladığını hatırlıyorum, sana dönüş kapılarımı tamamen kapatıp geri dönüşlerim için sıkıca kitlediğini.. Beni benden iyi tanıyan sen biliyordun ki –“Ah” deyip açtığında gözlerini ilk benim gözlerimi görecektin.. Acılarını acılarımla kapatıp, akan kanlarını ellerimle temizleyip yaşayabilmen adına son nefesin olacaktım.. Sen sadece korktun! Sevmekten, bu kadar sevilmekten.. Yazık! Yüreğimi sana çok tutuktu halbuki.. Sana süslenmişti sadece, senin yüreğinde can bulabildiğini anlamıştı aslında..
İçimden geçen anılarım, üstümden geçen acılarım var.. Kendime bile itiraf edemediğim günahlarım, dokunmaya bile kıyamadığım, kapılarını kapatmış bir kalbim var.. Her nefes alışta yaş dolan gözlerim, sızlayan bir göğüs kafesim var.. Tutunmayı becerememiş, tutmasına izin verilmemiş mimli ellerim, oda oda senle doldurulmuş bi evim var.. Ayakta kalmak için direnen, rüzgar çarptıkça sendelese de düşmeyen bir gururum var.. Ne yaparsan yap, ne kadar acıya boğarsan boğ beni, ne kadar sert tokat olsa da rüzgarın sakın unutma!; tek bir gözyaşınla eriyip gidecek bedenim, feda istesen feda olucak bir canım var..
                    İSTİRİDYE'DEN..

1 yorum:

  1. İçimden geçen anılarım, üstümden geçen acılarım var..... kardeşim yüreğine sağlık....muhteşemsin

    YanıtlaSil