Ben Ferhat Göçer'i hiç sevmem, hiç bir şarkısını da severek dinlemedim hep ya otobüsteyimdir ya bi yerde susturamadığım bi andır yani. her neyse bugün arabada işe gelirken radyoyu açtım; "Oya Gibi" diye bi şarkısı varmış, dinledim. Tarzım hiç olmamasına rağmen o kadar hoşuma gitti ki sözleri ve ne gariptir ki bana birilerini hatırlattı..
27 Şubat 2012 Pazartesi
Off of!
Artık ayağa kalkabilmek için tek bir mucize bekliyorum. Kendimi iyi hissetmek, mutlu olabilmek ve nefeslerime süresiz vizeler verebilmek için. Nolur ya! Çok mu zor! Nolur biraz kendiniz olsanız da bu kadın idiyotlaşmasa. Ruhları, kişilikleri iki tarafı da parıl parıl parıldayan madalyonlar gibi olan tipitiplere sesleniyorum! Allah rızası için kişiliğinizi oturtun. Ayakta kaldıkça kendileri canıma okuyorlar çünkü..
24 Şubat 2012 Cuma
Kişiye Özel Demokrasi (!) -2- Eşcinsellik
Az evvel bir yazı okudum ve hayatımda bu denli etkilenişim yalnızca iki kez olmuştu, bu üçüncü.. Gözlerimden yaşların akmasına engel olamadım. Farkına bile varamadım hatta aktıklarının.. Bir film varmış adı: "Prayers for Bobby". Gerçek bir hayatın kitaplaştırılmış ve film halini almış şekliymiş. Bugünümü dolduran okuduğum bu yazı beni o kadar etkiledi ki hala basarken tuşlara içim acıyor.
İnsanlar kimi zaman tercihler yaparlar, ve bu tercihler herkesçe onaylanmayan tercihler olabilir. Saygı dediğimiz şey sanırım burada devreye giren, şekillendiren olgu oluveriyor. Kimine göre hayat kolay olabilir, kimine göreyse haddinden fazla zor.. İnsan hissettikleri adına yargılanmamalı. Maalesef hissettikleri adına yargılanan, dışlanan hatta ve hatta şiddete maruz kalan bir sürü insan var. Biriyle tanışmıştım; uzun uzun kendini anlattı ve ben de gözlerinin en derinine bakarak dinlemiştim onu. Bana öylesine sarılmıştı ki; onu bırakmamamı istediğini söyledi ağlayarak. Ben önemini o zaman anlamıştım bir şeylerin. Evet bu arkadaşım "eşcinseldi." Ne yazık ki gördüğü muamele yüzünden ona iyi gibi davranan ve onu dinlermiş gibi yapan herkesin bu zamana kadar malzemesi olmuş biri. İçim sızladı. Bu insanların acınası insanlar olmadıklarını bağırmak istedim Beyoğlu' nun ortasında. Ben onları ayırt etmiyorum diğer herkesten ve "o tip insanlar" şeklinde belirtilmesinden bile hoşnut değilim. Bu durum O' nun tercihidir. Ben nasıl bu şekilde olmayı tercih etmişsem O da o şekilide yaşamayı tercih etmiştir. Bu tercihi yapmış insanlara hastalıklı gibi davranılmasından nefret ediyorum. onların da bir onurunun olduğunu benden bizden zerre farklılıklarının olmadığını hiç bir zaman unutmadım ve asla onurlarını, kalplerini kırmadım. Çünkü benim de bir onurum var ve insan onuru şerefi için yaşar. Bu tercihi yapmış olan insanlara uzaylı muamelesi yapan insanlar asıl "o tip insanlar" şeklinde değerlendirilmesi gereken tiplerdir. Çünkü saygısız insanlar bir türdür. Bu sebeptendir ki türlemeye maruz bırakılabilriler. Ben bu tercihi yapmış insanlara bakamıyorum bile, yanlış anlaşılmaktan korktuğumdan. "O da diğerleri gibi bakıyor işte" damgasını yememek adına. Çünkü ben onların da bir hayatı olduğunu düşünüyorum. Toplum içerisindeki o kırıcı sözleri esefle kınıyorum. Yakışmıyor, hoş durmuyor. Onurlarını zedeliyorsunuz. İçlerindeki iyiliği öldürüyorsunuz! Tutunmaya çalıştıkları dallara keserlerle saldırıyorsunuz. Onların tercih ettikleri hayatı tercih etmemiş olabilirsiniz, hatta hoşunuza da gitmeyebilir. ama kaliteli bir insana yakışan; hiç olmazsa sessiz kalmak ve deler gibi bakmamaktır benim nezlimde.
ve aileler.. Bu tercihi yapmış insanların tutunduğu ilk ve son dal olması gereken tek yer. Dışlanan çocuklar kendi çocuklarınızdır. Her şekilde kabul edilmesi gereken evlatlarınızdır "ne hal ederse etsin" diyerek kapının önüne koyduklarınız. İnsanın hiç mi sızlamaz içi merak ediyorum. Nasıl alır içi bir insanın bunu yapmak ona hiç aklım ermiyor. Herkesten, her şeyden kaçarak tek koştukları yerdir sizin göğsünüz. Buna karşılık buz gibi yaptığınız yüreğinize zorla giremeyeceğini anlayan insanlar da yalnızlığı tercih ediyor maalesef. Duyarlılık, hassasiyet ve her şeyden de önemlisi SEVGİ bu kadar paylaşılması zor olan, kriterleri olan bir şey midir ki? Bana sevginin koşulsuz olduğu öğretilmişti halbuki.
Onların çığlıklarını kocaman ellerinizle bastırmanızı hazmedemiyorum. Söyleyecekleri çok şey oldukları halde sessizce kendilerine pay edilen hayatı yaşamalarını da.. Birileriyle konuştuklarında neden hiç susamadıklarını; o insanı tanıyınca anladım. Konuşmaya o kadar ihtiyaçları var ki, yargılanmadan, tarafsızca. O kadar hisli ve o kadar duyarlılar ki, şaşılası bir şey. Kendini bir bok sanan, güya çok sağlam tercihli insanlara sesleniyorum! Sizin gibi bir hayat yaşamak isteyen insanlar var bu hayatta, saygı bekleyen, ama sayenizde sessizliği zorla tercihleri arasına soktuğunuz.. Her yerde deler deler bakan insanlarsız rahatça oturmak muhabbet etmek isteyen, her şey hakkında fikirlerini rahatlıkla beyan etmek isteyen ama sayenizde susturulmuş milyonlar var Dünya üzerinde.
Maaleseftir ki ben hepiniz adına utanıyorum ve hepiniz adına bu tercihi yapmış insanlardan özür diliyorum! Aşağıda Bobby' nin annesinin bir itirafı var; çok rica ediyorum bunu okuyun!!!
"EŞCİNSELLİK BİR GÜNAHTIR.
EŞCİNSELLER SONSUZA KADAR CEHENNEMDE YANACAKLARDIR.
DEĞİŞMEK İSTERLERSE, GÜNAHA SIRTLARINI DÖNERLERSE EĞER;
TEKRAR NORMAL OLABİLİRLER.
İŞE YARAMAZSA TEKRAR TEKRAR DENEMELİDİRLER."
"Tüm bunlar oğlum Bobby' nin eşcinsel olduğunu öğrendiğimde ona söylediklerimdi. Bana eşcinsel olduğunu söylediğinde tüm dünyam altüst olmuştu. Hastalığını tedavi etmek için yapabileceğim her şeyi yaptım. Sekiz ay önce, bir köprüden atlayarak intihar etti. Eşcinsellik hakkındaki bilgisizliğimden ötürü çok pişman oldum. Bana öğretilen ve söylenen her şeyin bağnazlık ve insanlıktan çıkma olduğunu biliyorum artık. Bana söylenilenlerin ötesinde biraz araştırma yapmış olsaydım, eğer yalnızca bana içini döktüğünde oğlum Bobby' yi dinlemiş olsaydım; şimdi bu kadar pişman olmazdım. Tanrı' nın Bobby' nin nazik ve sevgi dolu ruhundan memnun olduğuna inanıyorum. Tanrı' nın gözünde iyi yüreklilik ve sevgi herşeydir. Bunu, eşcinsellerin sonsuza kadar lanetlendiğini tekrar tekrar ona söylerken bilmiyordum. Bobby' e hasta, sapık ve çocuklarımız için tehlike oluşturuyormuş gibi davrandığım zamanlarda hassasiyetini ve onurunu yok etmiş oldum. Son olarak, ruhu paramparça oldu. Bobby' nin üst geçide tırmanıp doğrudan yola, kamyonun altına atlaması Tanrı' nın istediği değildi. Cemaatlerde size Bobby gibi yabancı gelen çocuklar var. Her "Amin" dediğinizde sizi dinliyor olacaklardır. Yakında dualarında sessizlik olacak. Tanrı' ya yakarışları, anlayış için; kabul görebilmek için ve sevginizi hak edebilmek için. Ama sizin kininiz, korkunuz ve "eşcinsellik" kelimesine olan bilgisizliğiniz bu duaları susturacaktır. Bu yüzden evinizde ve/veya ibadethanelerde "Amin" demeden önce düşünün. Düşünün ve hatırlayın. Bir çocuk sizi dinliyor."
Bobby sevgiden vazgeçti, umarım siz vazgeçmezsiniz!
23 Şubat 2012 Perşembe
Mimlenmişim, değişik!
Öncelikle bu mim işinden hiç anlamıyorum onu baştan söyliyim; zaten kendimi anlattığım yazım mevcuttu ama sanırım bu farklı bişey. bu ilk denemem, hadi hıyırlısı :D ;
En sevdiğin şeyler nelerdir, nelerden hoşlanırsın vb.
Önceliğim müzik oldu hep. Müzik dinlerim çok fena, dinlicem de sanırım ölene kadar. Kim bilir belki kulağımda kulaklıkla gömün beni diye vasiyet ederim :) Oturup konuşmayı çok severim. Birilerini dinlemeyi. Gözlerinin içine bakarak dinlemek benim için önemli olandır. Konserleri çok severim. Tiyatroya çok aşığım, özellikle de Zerrin Tekindor' a.. Alışverişi çok severim, kıyafet üzerine bilhassa. Karikatür okumak en favorilerim arasındadır; hele de Yiğit Özgür' se bu isim.. Dostlarımla zaman sınırı olmadan günlerce sıçana kadar gülebilirim. Aslında daha çok şey var da bunlardan sadece bir kaçını yazabiliyorum sanırım.
Bilgisayarda vaktini neler yaparak geçirirsin?
Bloğumla çok sık ilgileniyorum, neredeyse tüm vaktimi o alıyor diyebilirim. Onun dışında PC' de çok işim olmaz. ve tabi müzik.
En sevdiğin filmler nelerdir, veya izlediğin ve hafızanda kalan veya kesinlikle izleyin dediğiniz?
Cindrella Man, Requiem for a Dream, The Godfather Series, Memento, Strangers on a Train, Big Fish, artı Kim Ki Duk'un tüm filmleri özellikle Rüya filmi. Kore filmlerine ayrı bir merakım var. Artı dizilerine de tabi. Özellikle My Sassy Girl ' mutlaka izleyin lütfeeeeennnnn!
Şu sıralar almak istediğiniz şeylerin listesini yapsanız bunlar neler olur?
Platform topuklu ayakkabılar, rengarenk hem de.. Zaten bilen bilir topuklu merakımı. Spr ayakkabı ama markasına henüz karar veremedim. Kocaman bir kütüphane daha..
Şu sıralar en çok dinlediğiniz şarkılar nelerdir?
Vega - İz Bırakanlar Unutulmaz
Dark Tranquillty - Lethe
İced Earth - Transylvania
Sagopa Kajmer - Bir Çıkar Yolum Yok
Adele - Someone Like You
Modern Talking - Brother Lui
Modern Talking - You're my heart
Metallica - Unforgiven 2
Gripin - Karışmasın Kimseler
Megadeath - 99 ways to die
REM - Drive
Boney'M - One way Ticket.... vs vs vs vs...
Uzaaaaaaa..r da gider.. :)
Sevgiler.
22 Şubat 2012 Çarşamba
Orhan Gencebay Bir Kaliteymiş Meğer
Şimdi aklıma geldi ve yazmadan edemeyeceğim;
Ya cidden bu Orhan Gencebay ne kadar kalite bir müzik yapıyormuş. Tarzımla yakından uzaktan alakası olmadığı için arabeske açıkcası eskiden kıro der geçerdim. Nan bunu nasıl dermişim! Ne haddimeymiş! İnanılmaz kaliteliymiş, inanılmaz hisliymiş. Ne kadar alternatif rock, metal vs dinleyen arkadaşlarıma sorduysam hiç dinlediniz mi diye; nan hepsi mi "Süperdir, kalitedir ve her tarz müzik yapan her gencin arkasında durmuştur, özellikle örneğin oğlu, metal müzikle ilgileniyor" der ya! Valla Orhan Baba' dan özür diliyorum. Saygı duydum bir kez daha. Bunda ciddiyim he. İnsana farklı hissettiriyor. Tarzı arabesk, ve ben asla arabesk dinleyemeceğim. Orhan Gencebay' ın arabeskten öte bir şey yaptığı kanısındayım ve hep dinleyeceğim. Sadece onu dinlemeye evet ama diğerlerinin ismini bile açıkcası zikretmek istemem kusura bakmasınlar :) Mesela şuan bi şarkısını dinliyorum. Acı değil kalite seziyorsunuz dinlerken. Buyrunuz efendim buradan yakınız :)
21 Şubat 2012 Salı
İşim İşim, Bence Çok Güzel İşim
Evveeet bugün günlerden salı. Sebebini bilmiyorum ama çok mutluyum. Ofisteyim yeni geldim tersaneden. Kıçım yer gördü kaba tabiriyle. Çok yoruldum evet, çok canıma okundu evet, ama tek mutluluğum danışmanlığını yaptığım tersanedeki idari müdürlerin çoğunun azcık zorlamayla da olsa dediklerimi yapıyor olması, şükür.. İşkolik oldum resmen ya bloğuma bile yansıyorsa vay halime! Her neyse..
Normalde dinlemem ama karşımdaki masada bulunan laptopta Nilüfer çalıyor; "Dünya dönüyor, sen ne dersen de, yıllar geçiyor fark etmesen de.. " felaan filaaan. Nedendir bilinmez ama çok iyi geldi, dönüp duruyor çalıyor paso. Hoop! Şuan Orhan Baba' ya geçti :) Geçsin valla deli gibi severim. Bu önümüzdeki aylar inanılmaz yoğun geçicek biliyorum. Hazırlıklı mıyım bilemiyorum açıkcası; çevre izinleri belimi bükecek çok bariz. Of valla bak yine karıştı paragrafıma "iş" ya! Defolsun be pof! Ama napiyim bütün hayatım bunlar oldu işte. Çürüyorsun diyen çok da umursamıyorum çok severek yapıyorum işimi; ama işte bazen inceldiğim yerden kopasım geliyor. Zor işler ya çok zor işler. Devletin şart koştuklarının altına imzanı atıyorsun ve tek sorumlu sensin artık. Bundan sonraki süreçte azına da sıçılsa senin azına sıçılıyor, kimsenin değil. Sen her şey harika olsun diye saçlarını yoluyosun; adam hala bundan nasıl para kazanacağının derdinde, ilginç! Çevreye neden bu kadar duyarsız bu millet ben anlayamıyorum. Artık rüyalarımda yeni gemi inşaları, tamir bakıma gelen gemiler, tersaneler, tersaneciler, gemi kazalar vs görür oldum ya!
Bu kadar yoğunluğa bazen nasıl dayanıyorum bilmiyorum. İnsan tuvalete gitmeyi unutur mu ya! Unutuyorum :) Tüm işler bittiğinde arkama yaslandığımda -ki bu çıkmama 1o dakika kala olur genelde- inanılmaz bir baş ağrısı çöküyor. Gözlerime vuruyor resmen. İletişimin ne denli önemli bir şey olduğunu bu meslekte -çevre mühendisliği- anlıyorsun aslında; çevre millet için hep boşa harcanan para, zaman kaybı ve farazi iş niteliği taşıyor. Halbuki nefes alıyorsan eğer; bu duyarlılık sayesinde, kimseler bilinmiyor. Ülkedeki su rezervinin %2o lere düştüğü bir zamanda hala küvetlerini doldurup köpüklü köpüklü banyolar yapan tiplere ayar oluyorum ben. Nasıl olmam; bu adam sadece kendinden değil; senden, benden ve senin Dünya' ndan suyunu çalıp keyif yapıyor. Bunlar sadece klasik baş kaldırışlar ve biliyorum ki halen yapılmaya devam edilecek. Uyarın! Çok ciddi söylüyorum uyarın! Kimsenin sizin yaşamınızdan çalmasına izin vermeyin. Ben şahsen annem-babam dahi olsa uyarıyorum. İşin içinde olduğunuz zaman önemini daha fazla kavrıyorsunuz, ben bu aşamadayım sanırım. Atık geri dönüşüm söz konusuysa eğer; trilyonlar dönüyor, birebir şahidiyim. Bu kadar paranın döndüğü bir sektörde çevre sağlığını korumak amaçlı yapılan iş %1o' u geçmez, geçemez. Her şey para olduğu gibi, çevre sağlığı ve dolaylı yoldan senin benim sağlığım bile para demek olmuş. Bu kadar paraya gömülü bir yerde nefes alabilmek adına kendinize yer açın!
Çok fazla konuştum yine of! Napiyim ama elimde mi allasen. Diyorum ki ben bir Çevre Mühendisiyim, amacım yaşanılabilir ve sürdürülebilir bir çevreye yer açabilmek. Seviyorum ve sevicem de mesleğimi. Çünkü ben bu ortamı nasıl sağlarım'ın cevabı için dirsek çürütmüş bir bireyim. Bencil değilim ve benden sonraki nesli düşünerek hareket ediyorum. Sizler de öyle yapın. Bu duyarlılık zor bir duyarlılık değil. Elinizdeki ambalajı 2 metre yürüyüp konteynıra atmak, yere atıp Dünya' nın yaşından çalmaktan çok daha kolay inanın.
Ay susamadım be! Feraşe gider, uzaaar gider..
Selametnen sevgili bloğum :)
NOT: Bu arada yazımdaki Fotoğraf bana ait olup, benim Acil Müdahale Ekibinde bulunduğum bir gemi kazasında karaya vurmuş halde bulduğum bir hayvancığın fotoğrafıdır :( İşte Çevre bu kadar kıymetli bir şey!
17 Şubat 2012 Cuma
Feraşe Ne Ayaktır;
Ben Feraşe. 25 yaşındayım, Heybeliada' da doğdum. Esmerim bekarım :D Ahaha bu kısmı şaka tabiki de pağdoon :) Eğlenceli bir çocukluk geçirdim, her şeyi yaşayarak ve öğrenerek büyüdüm. Sevdiklerim daima yanımdalardı, ben de sevdiklerimin. Hayat insana çok fazla şey tattırıyor; kimi zaman yakıyor dilini, kimi zaman da içini bayıyor şekeri. Orta karar olmayı beceremedim ben nedense. Benim hep kesin ve net çizgilerim oldu. Sevemedim ortaları ondandır. Tezcanlıyımdır doğru! Bir şey hemencecik olup bitsin isterim. Ne olacak diye düşünmektense iyiyi veya kötüyü göğüslemeyi yeğlerim. Bir şeylerin sonunu düşünerek hareket ettiğim pek söylenemez. İleriye dönük planlarım yoktur mesela. Günü kurtarmak mı diyor siz Türkler, ondan işte :D Günümü anımı yaşamayı isterim ama genelde elime yüzüme bulaştırırım, pek kıymetini bilemem ve sora üzülürüm. Keşkeleri sevmem, içimde keşke diyebileceğim bir şey yoktur misal. İstiyorsam olur, istemiyorsam olmaz. İhtimalleri sevmem. Kalbim sızlıyorsa eğer; acıyorsa sol yanım; o felakettir işte benim için. Ben çok erken üzülen ve çok erken sevinen bir kadınım, acıyorsam eğer acıtmam ama en dibi neresiyse onun; ben ordayımdır o zamanlar. Sezgilerim çok kuvvetlidir, havada ne kokusu olduğunu hemen anlarım, bir şey sezmişsem eğer; o şey olur. Her zaman en kötüyü düşünürüm, gelecek olan iyi bana hep sürprizdir. Kıyamam kendine sürpriz de yaparmış ve hatta sürpriz de kötünün iyisiymiş diyenleri duyuyorum he ona göre :D Her duygum uçlarda yaşanır benlik denizimde. Mutluyken tavan yapma olayı süper de mutsuzken en dibi bulma çok fena pe! Seviyorsam feci seviyorumdur, nefret ediyorsam da fena ederim efendim nefretimi. Bu huyumu sevmiyorum aslında ama elimde değil. Mutlu olmayı becerebildiğim pek söylenemez, uğraştığım da. Sanırım melankoli Feraşe' de kronikleşmiş olandır. Kız lafından şiddetle nefret ederim; beni bilen bilir, bu hakikatten en hassas noktamdır denebilir. Ben bir kadınım. Her neyse; sevmeyi, sevilmeyi severim. Değer vermeyi de. Değerliyse eğer o insan; değerlidir. Kalbim yumuşaktır, kimi zaman korkutsa da net kararlarım, yumuşaktır gerçekten. İnsanlar hayatıma kolayca girip çıkıverirler. Kimseyi zorla tutmam, kalmak isteyen kalır, gitmek isteyen gidebilir. Kendi bilir. Çok ince ayrıntılarda boğulabilirim. O minnacık gözüken noktalarım; kimi zaman kocaman paragraflarımın katili olmuştur. Sessizliği, yalnızlığı severim. Eğer olur da sevmezsem birini, bir şeyi; o biri veya bir şey kıçını da yırtsa sevmem, sevemem. Fazla araştırmayı severim, haddinden fazla. Siyaseti ve masonluğu köküne kadar bilmek isteyen ve deli deli araştıran; bilgi sahibi, kültürlü, dopdolu bir kadınım. Hatta o kadar ki kimi zaman alay konusu olabiliyor bu konulara olan merakım :) En büyük hobimdir benim sevgili kitaplarım. Kocaman odamın 4 duvarı da kütüphanedir ve hayal ettiğim gibi kitaplarımın ortasında uyurum. Kıskancımdır fena. Ölümüne kıskanırım sevdiğimi. Mümkünse -ki olmalı- sevdiğimi kendime saklarım. Kıskanılmayı da severim; ama iki tarafın da nefes alacak alanları olması şartıyla. Bu sebeptendir ki istiridyenin içinde yaşamaya razı bir inci olabilirim, Kolo' nun da belirttiği gibi. Özel hayata saygı duyarım, saygı da duyulsun isterim. Çok fazla kurcalamayı, kurcalanmayı sevmem, kendime sakladığım sırlarım vardır benim. Kalabalıktan kaçıp, sessizce düşünürüm. Çekingen değilimdir, asla da çekinmedim. Ne demek istiyorsam derim ve bunu öyle bir şekilde yaparım ki; istediğim yerini bulur ama kalpler asla kırılmaz. Hee bide Feraşe gururla sunar; Çevre mühendisiyim; mesleğime aşığım, artı mesleğimi yapanım.
Velhasılkelam Feraşe budur. Tanıyan tanır, bilen bilir. Ya şimdi çok kıroca gelebilir ama; "Sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde" diyerek uzamak zorundayım; gelen taşlardan kaçabilmek adına. Öfürt.. Üzgünüm. En uygunu buydu napiyim, haydi ben kaçar.
15 Şubat 2012 Çarşamba
Bir Nefes Getirdi Sana Ablan.
Şuan içinin nasıl bağırdığını duyabiliyorum. Ne kadar büyük bir handikabın içinde olduğunu biliyorum. Kalabalığın ortasında yapayalnızlık çektiğini de biliyorum. Çünkü biz aynıyız ablacım. Durduğun yeri, durmak istediğin yeri, duramadığın zamanları, pişmanlıklarındaki can kırıklıklarını, nefes alıp verirken atmak istediğin o sıkıntılarını, sessiz kaldığını ama aslında çığlıklarla yardım istediğini.. her şeyi, her şeyini biliyorum. Ben seni ezbere bilenim ablacım.
Yolunda yürürken sırtına bindirilen ağırlıkların farkında mısın? Sırtlanmış onları yürürken kemiklerinden gelen çatırtıların farkında mısın? Küçücük yüreğine soktuğun onca sıkıntının, yerli yersiz her hayatı barındırdığın kalbinin halinden haberdar mısın? Değilsin, değilsin işte! Ama ben farkındayım. Arkamdasın, belimden sımsıkı saransın sen. Tüm uzuvlarımla korumadayım seni. Tüm yüreğim siper almış senin için, tek bir sözünle, dudaklarının arasından çıkacak tek bir sözle can vermeye hazır ve nazır. Avuçların sızlarken onları koyacak yer bulamıyorsun. Ama ablan yetişti, artık bende yüklerin. Sırtlarım senin için dünyaları demiştim ya, sırtladım dünyaları senin için. Sızlayan avuçlarının düştüğü eller benim ellerim. Onca boyalı mekanda makyajsız kalmış bir meleksin sen.
Ablanın ellerinde kalbin, ben sana oksijen getirdim, korkma! Nefes al hadi, süzülsün gözyaşların yanaklarından, dökülen incilerin her birinde ben varım. Sen bana gelen misin? Sen ablana gelen misin? Bana, ablana hoş geldin, meleğim.
Şimdi! Herkes gitsin, bana kalan sadece sen ol, olur mu?
*Ben yazarken bu şarkıyı dinliyordum, belki hoşuna gider.
*Ben yazarken bu şarkıyı dinliyordum, belki hoşuna gider.
14 Şubat 2012 Salı
Ben Yaşlı Ama Mutlu Bir Kadınım
Bugün aynaya baktım sabah. Yaşlanıyorum evet! Gözlerimin etrafında çizgiler vardı, her mimik hareketimde daha derinleşen çizgiler.. Artık çocuk sesi kaldıramaz oldum mesela, daha bir sakin yerler tercih ediyorum gezip tozmak için. İnsan kalabalığı korkutuyor beni. Sokaktaki çocukları daha bir anne gibi sevdiğimi fark ettim. Kalp problemlerim var mesela; ilaçlarla ayakta kalabiliyorum. Nefeslerim daha bir kararsız, ciğerlerime dolmakla dolmamak arasında gidip geliyorlar. Beni yoruyorlar açıkcası. Artık uzun yollar kaldıramıyorum ben, yürürken daha sık dinleniyorum misal. Hatta hatta kedileri sevmeye başladım, gördüğünde yollarını değiştiren ben; artık evimde bir siyamla yaşıyorum, kızım çiko' yla. Artık daha bir hırpalıyor beni ayrılıklar, can kırıklıkları. Daha bir ağlak oldum ben. Daha fazla çalışıyorum ben artık, hatta işkolik oldum sanırım. İşle oyalamaya çalıştığım bir zihin mekanizmam var. Beni bilen bilir; hastalık hastasıyımdır ama bu sıralar daha bir ziyaret eder oldum doktorları.
Hayatımdan çıkış verdiğim insanları görmek istemiyorum artık hayatımın herhangi bir evresinde. Ben sizsiz gerçekten çok mutluyum. Bana sadece acı vermişsiniz, sadece yormuşsunuz beni o kadar. Eskiden kalbime girişlerin vizesi zor çıkıyordu belki ama şuan girişler de çıkışlar da o kadar kolay ki. Şimdiki Feraşe bir ilginç! Tek yanlışla tüm doğruları götürebiliyor. İyi de yapıyor bence. Hayatta ben de dahil kim ne hak ettiyse onu yaşıyor, engel olunamıyor buna maalesef.
Ben şu halimden o kadar mutluyum ki. Bugün anladım vazgeçilmez biri / bir şey yok ve kimse kimse için canını feda etmiyor. Etmez de, ben de etmem misal, tamamen fasa fiso.
Üzgünüm; Feraşe, elleri titrerken de, çok zor yürüyebilirken de ve buruşuk bir kadınken de aşkın asıl adını sizsiz de bilebilen olacak! Beni sizsiz kurduğum dünyamda rahat bırakın artık!
Üzgünüm; Feraşe, elleri titrerken de, çok zor yürüyebilirken de ve buruşuk bir kadınken de aşkın asıl adını sizsiz de bilebilen olacak! Beni sizsiz kurduğum dünyamda rahat bırakın artık!
13 Şubat 2012 Pazartesi
Bok Püsür Hallerim 1
Hani şimdi böyle oturuyorum ya ben, hani böyle ağlayasım var ama tutuyorum ya; o kadar garip bir gün ki bugün. Etrafımda dönüp duran ayrılık haberlerinden sıkıldığım, pencereden bakmak istediğim ve baktıkça daraldığım bir hal işte. Bu akşam dışarıda geçmeli diye geçiriyorum içimden, ama bir yanım da bok yeme otur diyor. Of! Annem yine odamı değiştirmiş, zaten bu kadar stabil kalmasına şaşırmıştım odamın. Böyle bir boşluk, kendinden bir haberlik, sessizlik, uğuldayan kulaklar, sadece oynayan dudaklar. Neden bu kadar yalnız hissediyorum bilmiyorum ama sanırım bu bir süreç ve tek duam bu sürecin artık kıvrandırmadan atlatılması. Resmen düşünmenin bile külfet geldiği zamanlar, uyumak istesem vicdanımın izin vermediği, uyanık kalsam yine kendilerinin beni yiyip bitirdiği saatler.. Mutsuz olmak artık kronikleşmiş midir nedir! Üstümdeki bu ağır havanın kalkıp gitmesini istiyorum şuan. Halletmem gereken onca iş, hadi hadi diye gırtlağıma yapışan akrepler, yelkovanlar.. Böyle dengesiz bir kadın oldum ben işte ya! Kimi zaman milletin dengesizliği dengemle oynasa da şuan sanırım benim balatalarımda bir gevşeme mevcut.
Velhasılı; bok püsür bir hal işte. Şuan Sezen Aksu' dan "Yine Yeni Yeniden" i dinliyorum. İyi geldi gibi. Genelde acıdan kıvrandırır ama şuan çok çok iyi geldi. Bence sizde bu şarkıyı dinleyin benimle. Her neyse Feraşe uzayıp gitmek ister hatta gider. He bide şey! Beyinciği zedelenmiş bir kuş uçmak istiyorum şuan, uçam mı :) si yu
Selametnen.
10 Şubat 2012 Cuma
ve 3, ve 2, ve 1, Motöör..!
Ben Cumaları severim. Hem de çok. Cumartesi çalışacak olduğumu bile bile severim Cumaları. Bugün çok değişik başladım güne. Arabama bindim ve mazot almam gerektiği bildiğimden benzinciye girdim, "Ne kadarlık olsun hanımefendi" sorusuna maalesef "0"TL' lik" dedim :) Da das das da das! Cüzdanımı evde unutmuşum. Neyse işe geldim şuan ama işte eve dönüşü kara kara düşünmekle yetiniyorum şimdilik. Hatta dua ediyorum götürsün beni o mazot eve diye, nolur nolur :)
Her neyse; havalar buz, göt karpuz; donuyoruz ofisçe resmen. Dün dışarıdaydım, bir arkadaşımla görüştüm de; bana bir şey dedi ve beni duraksattı çok; " Ya Feraşe, sen resmen mutsuz olmak için yaşıyorsun ve bunun için ekstra çaba harcıyorsun." Bir an durdum, sessiz kaldım. Feraşe' nin zafer günü geldi aklıma, hani şu havai fişeklerle kutladığım. Bu denli sıkıntıyı neden çekti ki bu kadın, yani Feraşe. Kızdım kendime. Arkama dönüp de bir baktım da, sadece karanlık. Sanki o an durduğum yer; altı sonsuz uçurum olan incecik bir ipin üzeriydi. Dengede kalabilmek adına tutunduğumu sandığım ama ipten düşürdüğüm onca can geldi aklıma.
Feraşe kendini affedemiyor! Ben sadece bu sebepten mutluyum' u gerçek anlamıyla cümle içerisinde kullanamadım hiç. Daimi olarak mecazi kaldı benim için. Ben mutluluğu cümle içerisinde kullanmayı hiç beceremedim. Ayaklarım çamura bulandığında sadece kalakaldım, yağmurun gelmesini ve çamurları eritmesini bekledim, bir kere bile çıkmak için ayaklarımı silkelemedim ki. İç hesaplaşmamam bitmedi evet! Sırf bu yüzden mutsuzum ya. Her acıyı tokat olarak yediğimde ancak mutlu olabileceğime inanıyorum.
Hay canına yandığımın Feraşesi be! Ben beni bilirim. Bu savaş kendimle. Göz bebeklerimin ardında çok şey var gördüğüm. Görebildiğim ama es geçtiğim çok şey. Üzgünüm; ben sırdaş, dost seçerken kalbimi seçmişim yoldaş olarak kendime. Aklım her seferinde uyarı sinyalleri iletse de ben dinlememişim. Hektarlarca büyüklükteki bir mayın tarlasında korkusuzca yürümüşüm yıllarca. Uyarılara kulaklarımı kapatmışım adeta.
Hayat çok kıymetli biliyor musun! Benden, senden, herkesten, her şeyden çok daha kıymetli ve çok daha kısa. 25 yıldır yaşadığım bu hayat kimine göre kısa gelse de; Feraşe 25 yıla çok yıllar sığdırdı. Kalbi yaşlandı hatta. Diğer uzuvlarına özenen bir kalbi var. En çok hırpaladığım kalbimdi her zaman, ve yine en zor anımda yanımda olanda. Şu an uzanıyorum. Biraz boşluk biraz doluluk. Benim taşan sularımı koyabileceğim bir bardağım olmadı hiçbir zaman. Avuçlarımla engellemeye çalıştığım sellerim var, kocaman suları küçücük avuçlarımla, var gücümle itmek istediğim zamanlarım.. Ama sonuç hüsran. Bu arada bir kitap okuyorum çok güzel; SON KONUŞMA. (Randy Pausch.), okuyun. He bir de gitmeden;
Düşen bendim, kalkan da. Şu an bu noktadayım evet! Neden biliyor musun?
BU KADIN; yani BEN, yani Feraşe böyle istedi çünkü.
7 Şubat 2012 Salı
Çok Acil Sevgili İzleyicilerim :)
Eveeeeeet.. Benim çok beklediğim şey oluyor artık sanırım. Bloğum kitap haline geliyor. Büyük oranda tamamlandı diyebilirim. Ama bu noktada sevgili 1oo küsür izleyicimden yardım bekliyorum. Yardım konusu da; Kitabımın adı.. Çok derin, çok naif, çok Feraşece bir şey olmalı.
Aklımda mutlaka ki deli bir şeyler var; ama işte Feraşe' yi bilen bilir. Ben bloğumda bugüne sizlerle geldiysem eğer- vallahi tribünlere oynamıyorum :D- kitabımda da emeğiniz olsun istiyorum. Hatta bu yazımı kitabımda yayınladıktan sonra altına yorumları da ilave etmek istiyorum.
Haydi şimdi azcık düşünmenizi rica ediyorum. Feraşe' ye yardım etmenizi. Yalnız bırakmamanızı.. Nüffen, noollluuaaaarrr :)
Pişt! Hadi be, he olmaz mı?! :)
HEPSİNİ NASIL OKUDUYSAN BUNU DA OKU!
Ben yazmalıydım bugün.
Öyle bir yazmalıyım ki parmaklarım kırılana kadar.
Yıkanmalıyım bugün ben.
Öyle bir yıkanmak ki buruşmalı parmak derilerim.
Bugün zafer günü Feraşe' nin..
Bugün yıllardır süren bir savaş bitti bedenimde.
Kalbim işgal altındayken artık özgür.
Okuyorsun biliyorum, oku!
Hepsini nasıl okuduysan bunu da oku!
Böbürlenenler, beni ben yaptıklarını sananlar,
Ne yazıktır ki bilmiyorlar!
Kimse değil, beni sadece BEN yaratabilirim.
ve ancak BEN istersem girerim o handikapa,
Yalnızca BEN istersem acı çekerim,
BEN istersem boğulabilirim denizinizde.
Eğer BEN istersem mahvolur Feraşe.
Sadece BEN istersem..
Beni güçsüz sanırsınız ya hani;
Bu yüzdendir ya kamçı üzerine kamçılarla vurmalarınız.
İki satır yazıyla yıkılır dersiniz ya hani benim için;
Bundandır sayfalarca döktürmeniz.
Biliyorum yine teselli sanacaksınız!
Biliyorum yine handikapta sanacaksınız!
ve biliyorum yine yıkmak için atağa geçeceksiniz!
Bir bilseniz ki artık ipleri saldım ben,
Bir bilseniz ki ben geçmişin ayağına kayalar bağlayıp,
Denize atalı ne kadar uzun zamanlar oldu.
Artık o kadar dik ki başım!
O kadar dolu ki yüreğim, mutluyum.
Omuzlarımı göremeyecek kadar dik artık başım.
Gittiniz ve bittiniz.
Bugün zafer günüdür Feraşe' nin!
Kutlu olsun Feraşe, mutlu ol.
6 Şubat 2012 Pazartesi
Bu Feraşe' nin Hali Nedir Allasen!
Bu kadın! Yani ben, yani Feraşe; Öncelikle Selamlar derim;
Benim hayatım gariptir. Garipten de gariptir. Haddinden fazla müzik dinlerim. Dinlediğim adam/kadın beni anlatmalıdır. Bu nadiren aksar. -ki o zaman da coşmuşumdur kesin- Kriterlerim vardır benim. Ne dinliyorsam modum ayrıdır o an. Ben bugün bir kaç tahtası eksik Feraşe' nin halini dinledikleriyle (kısmen de olsa) anlatmak istiyorum.
Feraşe eğer;
- Sagopa Kajmer dinliyorsa; ço..k derinden yara almıştır, anıları yakasını bırakmıyordur, sessiz kalmak istiyordur fakat beceremiyordur, mutsuzdur, lakin zafer yakındır bilir. Sago Feraşe' yi anlatan adamdır, Feraşe' nin kıymetlisidir. Yaralarına asitler dökenlere çelikten gardlar yapandır Sago; ve bu yüzdendir ya listenin en başındadır daima. Öyle de kalacaktır. Feraşe' yi Feraşe yapan o' dur çünkü.
- Yeni Türkü dinliyorsa; Boşluktadır Feraşe. Hele de 'Fırtına' yi dinliyorsa ayakları basamıyordur yere, tarifi yoktur halinin. dinler ve susar sadece, tıpkı Sago' da yaptığı gibi.
- İced Earth dinliyorsa eğer kesinlikle çok sinirlidir. Onun yerine içini dökecek olandır İced Earth. İçi acıyordur Feraşe' nin. Yardıma ihtiyacı vardır. Her uzvu bağırıyordur tek sesten.
- Vega dinliyorsa; birini ço..k özlemiştir Feraşe. O birinin yetişmesi gerekir ona hemen. Bencilcedir bilir belki, ama ister.
- Yeşilçam dinliyorsa; içinde bulunduğu zamana lanet ediyordur; tek isteği 6o-7o' li yıllara gidebilmektir. O zamanki aşkların aynısını istiyodur; hani şu sevgiliye ulaşımın zor olduğu, e-mail yerine mektupların deli deli uçuştuğu, cep telefonu gibi gerzekalılıkların barınmadığı yıllardır özlediği.
- Sezen Aksu dinliyorsa; Birilerinden kaçıyordur emin olun. Karşılaşmak, konuşmak, bakışmak çok uzaktır ona o an. Her ne kadar kaçsa da özlediğidir ve kaçtıkları tesadüfen gerçek olsun ister. Uzaklaşmak istese de o insandan; uzaklaşmak istemeyendir aslında Feraşe.
- Eflatun dinliyorsa; Off ki ne of! Saç tellerinden ayaklarına kadar acıyordur Feraşe. Çok yanıyordur canı ve yaklaşılsın istemez. Canı yanarken can yakabilendir çünkü. Bu huyundan nefret eder ama bu kadın böyledir işte.
- Orhan Gencebay dinliyorsa; -ki tarzı değildir ama tutar bazen arabeskliği, artı zaten kaliteli müzik dedin mi aklına gelen isimlerdendir Orhan Baba- Bırakmıştır kendini, hissedemiyordur pek. Sadece acı çekmek istiyordur, buna psikolojide mazoşistlik dense de dener. Ama çok uzun süre dinliyor denemez hatta bir-iki şarkıyla sınırlanır ama sonuçta listede yer alandır.
- Murat Yılmaz Yıldırım & Cem Adrian dinliyorsa; Bu ikisi tadından yenmez Feraşece.. Yalnız da apayrı iyilerdir ona göre. O gitarın telleri olmak ister Feraşe. İçi akar. O an çok uzaklardadır aslında.
Anlayacağınız Feraşe dinler de dinler.. Devam edemiyorum çünkü bu liste uzar da gider. Şimdi anladınız mı neden bu kadar çok duyguyu bir arada yaşama hali Feraşe' nin üzerine çökendir?! Feraşe şarkıları olmasa yaşayamayandır. Her şarkıda gitarın tınısını arar evet, ama olmasa da oluyor işte bazen.
Bugünlük bunlar geldi içimden.
Kimbilir belki bir gün başka takıntılarıyla anlatırım Feraşe' yi size.
Ama üzgünüm bugün sadece şarkıları ve o..
Ama üzgünüm bugün sadece şarkıları ve o..
3 Şubat 2012 Cuma
Pardon, Burası Son Durak mı?
Çok fazla şey olup bitiyor etrafımda ve ben engel olamıyorum. Sanki dersin ki ellerim sımsıkı bağlanmış, gözlerim de.. Ne duyabiliyorum ne görebiliyorum. Oysa ki sadece nefes alıp vermek olmamalıydı yaşamamın anlamı benim için. Planladığım bir çok şey yarım kaldı. Böyle bırakıp gitmek istemezdim hayatımı. Ama gidiyorum işte. Çok uzağa hem de. Görebilir miyim bir daha seni bilemiyorum ama canım çok yanacak sadece onu biliyorum. Çok fazla titriyor ellerim artık, bilmem neden. Sanırım yaşlanıyorum. Çok az zaman önce Taksim' deydim. Gezdim, dolaştım. Bir daha göremeyeceğim nasıl olsa dedim içimden. Tanımadıklarıma bile göz gezdirdim. Onlar bile birer anı benim için. Artık her şey bitti demek isterdim. Bir yere gitmek bir şeyleri değiştirir mi diye düşünürdüm eskiden; ama anladım ki hiç bir bok değiştirmiyormuş. Aklın da gelmiyor mu her ne boka gidiyorsan?! Geliyor. O halde sen gitmiyorsun aslında demekmiş bu. O sokağa girdim, yürüdüğümüz. O kadar garip hissettim inan bunun tarifi yok. Artık bir daha göremeyeceğim seni, ne kötü.
Çalıntı bir hayat yaşıyorum bence. Benim değil, kıyafetlerime kadar benim değil. Ama içindeyim, boğazıma kadar içinde ve tutunacağım, tutunup çıkabileceğim zerre tutanağım yok, sadece dört duvar. Bunalmaktan bunaldım. Güne güzel başlamayı, senle gizliden de olsa konuşmayı çok özledim. Ama işte bilmiyorsun ki ben sadece sana zarar vermemek isteyendim. Seni bu sürüncemede daha fazla bırakmamak adına kendimi bıraktım bulutların üzerinden. Sana göre bencildim. ama inan ki değildim. Neyse artık bir önemi yok zaten. Söylenenler söylendi, yazılanlar yazıldı, çizildi.
Hava çok kötü ve ben çok sıkılıyorum. Çok az kaldı buradan gitmeme. Ne fark edicek bilemiyorum inan ama deneyeceğim bu sefer. "İstediğin kadar dene kadın! İstediğin kadar dene.. Ben yine beyninde olan olacağım" desene. Peh! Neyeyse bu malca çaba.
2 Şubat 2012 Perşembe
BİLEMEZSİN Kİ!
Gözlerim kapalı..
Ama yine de görebiliyorum.
O kadar özledim ki sarılmayı,
Ne kelimelerim kafi ve paragraflarım.
Burnumda tütüyor kokun.
Aklıma geldikçe içim eriyor be adam!
Herkesten habersiz koklamalarım geliyor aklıma.
Sen benim olandın, ben de senin.
Yok mu geri dönüşümüz?
Çalsam o kapıyı giremez miyim yine paldır küldür içeri?
Dur! Sıkma yine ellerine boğazımı!
Yutturma ne olur içimde tuttuklarımı.
Ben kusmalıyım adam!
Şimdi nerdesin bilmiyorum belki ama,
"Ben"de olduğunu biliyorum, evet!
Aklından çıkmadığımı, kanattıkça kanattığımı..
Sadece bir kere dokunabilmek için bana,
Karşıdan karşıya geçmek istiyorsun biliyorum,
..ve o cadde uzadıkça uzamalıydı değil mi?
Koşup gelsen; soracak tonla sorun var biliyorum.
Nefesin kesilmiş, saçlarımdan tutup atmak istiyorsun beni,
Ama olmuyor bunu da biliyorum.
Ben; deli deli fırlattığında saçlarımdan beni,
Ellerinde kalan saç telleriyim adam!
Gözlerin kapalı..
Benden tek farkla; göremiyorsun.
O kadar özledin ki sarılmayı,
Ne artık senin olmayan gitarının telleri yeter bunu anlatmaya,
Ne de zeytin zeytin gözlerin.
Koşup gelsen; yine "sen" derim bilmiyorsun.
Yürürken arkamdan gelsen yine;
Kokundan tanıyıp da, bakmadan ardıma,
Direk tutacağım eller senin, bilmiyorsun.
Bilmiyorsun işte bak! Bilmiyorsun.
..ve ben her trene bindiğimde seninle yeniden vedalaşıyorum.
Gördün mü bak!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
























+kore-japan=).jpg)






