Ben Cumaları severim. Hem de çok. Cumartesi çalışacak olduğumu bile bile severim Cumaları. Bugün çok değişik başladım güne. Arabama bindim ve mazot almam gerektiği bildiğimden benzinciye girdim, "Ne kadarlık olsun hanımefendi" sorusuna maalesef "0"TL' lik" dedim :) Da das das da das! Cüzdanımı evde unutmuşum. Neyse işe geldim şuan ama işte eve dönüşü kara kara düşünmekle yetiniyorum şimdilik. Hatta dua ediyorum götürsün beni o mazot eve diye, nolur nolur :)
Her neyse; havalar buz, göt karpuz; donuyoruz ofisçe resmen. Dün dışarıdaydım, bir arkadaşımla görüştüm de; bana bir şey dedi ve beni duraksattı çok; " Ya Feraşe, sen resmen mutsuz olmak için yaşıyorsun ve bunun için ekstra çaba harcıyorsun." Bir an durdum, sessiz kaldım. Feraşe' nin zafer günü geldi aklıma, hani şu havai fişeklerle kutladığım. Bu denli sıkıntıyı neden çekti ki bu kadın, yani Feraşe. Kızdım kendime. Arkama dönüp de bir baktım da, sadece karanlık. Sanki o an durduğum yer; altı sonsuz uçurum olan incecik bir ipin üzeriydi. Dengede kalabilmek adına tutunduğumu sandığım ama ipten düşürdüğüm onca can geldi aklıma.
Feraşe kendini affedemiyor! Ben sadece bu sebepten mutluyum' u gerçek anlamıyla cümle içerisinde kullanamadım hiç. Daimi olarak mecazi kaldı benim için. Ben mutluluğu cümle içerisinde kullanmayı hiç beceremedim. Ayaklarım çamura bulandığında sadece kalakaldım, yağmurun gelmesini ve çamurları eritmesini bekledim, bir kere bile çıkmak için ayaklarımı silkelemedim ki. İç hesaplaşmamam bitmedi evet! Sırf bu yüzden mutsuzum ya. Her acıyı tokat olarak yediğimde ancak mutlu olabileceğime inanıyorum.
Hay canına yandığımın Feraşesi be! Ben beni bilirim. Bu savaş kendimle. Göz bebeklerimin ardında çok şey var gördüğüm. Görebildiğim ama es geçtiğim çok şey. Üzgünüm; ben sırdaş, dost seçerken kalbimi seçmişim yoldaş olarak kendime. Aklım her seferinde uyarı sinyalleri iletse de ben dinlememişim. Hektarlarca büyüklükteki bir mayın tarlasında korkusuzca yürümüşüm yıllarca. Uyarılara kulaklarımı kapatmışım adeta.
Hayat çok kıymetli biliyor musun! Benden, senden, herkesten, her şeyden çok daha kıymetli ve çok daha kısa. 25 yıldır yaşadığım bu hayat kimine göre kısa gelse de; Feraşe 25 yıla çok yıllar sığdırdı. Kalbi yaşlandı hatta. Diğer uzuvlarına özenen bir kalbi var. En çok hırpaladığım kalbimdi her zaman, ve yine en zor anımda yanımda olanda. Şu an uzanıyorum. Biraz boşluk biraz doluluk. Benim taşan sularımı koyabileceğim bir bardağım olmadı hiçbir zaman. Avuçlarımla engellemeye çalıştığım sellerim var, kocaman suları küçücük avuçlarımla, var gücümle itmek istediğim zamanlarım.. Ama sonuç hüsran. Bu arada bir kitap okuyorum çok güzel; SON KONUŞMA. (Randy Pausch.), okuyun. He bir de gitmeden;
Düşen bendim, kalkan da. Şu an bu noktadayım evet! Neden biliyor musun?
BU KADIN; yani BEN, yani Feraşe böyle istedi çünkü.


Herkesin hayatı roman.. Nasıl yazdığın, nasıl okuduğun önemli olan..
YanıtlaSilCumaları sevdiğin gibi kendini de sev :)))
dogustan pesimistik, sapoga kajmer dinlemekten vazgecebilirsin. adam bir nesli pesimist kelimesiyle tanistirdi hayatlarina soktu, ne yazik ki sende kurbanlari arasindasin.
YanıtlaSil@bozbek; deniyorum ve oluyor. bu sıralarboşlukta gibi olsamda sanırım iyiyim :)
YanıtlaSil@ barney; yorumun için t.ederm. ama sago denen adamın anlamını ben iç anlamıı anlamadığın kesin. sevgiler
YanıtlaSilşimdi mutsuzluk bir tercih ve çamurları isteyen sensin feraşe! hani bazen serbest bırakmak daha mı iyi ? evet daha iyi:) mutlu ol kız ölecezzzz:D
YanıtlaSilsevgiler
@The Merika; ahaha güldürdün beni ya şu bok püsür yazımı yazar yazmaz yorumunu farkettim. değişik hissederken mutlu ettin birden. saol anacım deniyorum :D
YanıtlaSilseni daha küçük sanıyordum :)
YanıtlaSilmutsuzluk alışkanlık yapıyor olabilir mi acaba?..
:) ne demek rica ederim
YanıtlaSil