29 Aralık 2011 Perşembe

Sana Söylemek İstediğim Ne Çok Şeyim Vardı Benim.

     Sana söylemek istediğim o kadar çok şey vardı ki.. Yarım kaldılar. İlk başlarda kelimelerimin bu denli öksüz, bu denli yetim kalışını hazmedemedim. Alışma evrem uzun sürdü. Kendi canımdan çaldım evet! Sürekli kendime borçlandım evet! İçerden içerden gidiyor bu kadın biliyorum. Tüm bunları çok ani kusmaktan korkuyorum.
      Benim derdim seninle değil. Benim derdim benim içimdekiyle; o cesareti kırık çocukla benim derdim. Sen yokken hasta oldum ben, sen yokken çalmaya başladım. Başkalarının duygularını çalarak yaşayabildim bir süre.. Gözlerine bakarak kendimi anlatabilen bir kadındım ben; kelimeler sadece senin yanındayken yetersiz kalıp boyun bükerlerdi önümde. Sana bakarak romanlar yazabilirdi bu kadın.  Benim her zaman nokta atışlarım oldu, ben hiç ıskalamadım ve ihtimallerde kalmadım. Ben ihtimallerde de bırakılmadım hiç.  Upuzun köprülerden koşarak geçen bu kadın; yani ben; yani Feraşe; neden bu denli kısacık köprülerden bacakları zırıl zırıl titreyerek geçiyor bilmiyorum. Benim içimdeki o cesur bebek öldü, yani ölmüş.. Hayatım komedi filmi olmuş, yaşattıkların-yaşadıklarım drama.. Sussam anlamsız, konuşsam zaten duyulmaz. Bilsem ki geçecek, bilsem ki son bulucak içimdeki, inan ki adam; kalbim de susardı, kalemim de o zaman inan.. 

İSTİRİDYE'DEN.. 

27 Aralık 2011 Salı

Bugün Günlerden Salı..Değil mi?!


Bugün Salı..
Arabama biniyorum vee Feridun Düzağaç' la başlıyorum güne. Gün bir değişik hatta baya bir değişik.. Bir önceki gün cenazedeydim, ama ne gariptir ki hayat akıyor işte.. Bayadır düşünmemiştim hayatımın anlamı hakkında, aldığım nefeslerin kıymeti hakkında.. Dün bir kez daha anlamlandı hayatımdaki her şekil. 
Bembeyaz kefene sarılmış bir insanın, buz gibi toprağa konuluşunu izledim dün. Tüylerim ürperdi resmen, aklım dondu. Bu hayatın noktalandığı yerin; aslında bu hayatın başladığı yer oluşu, toprak.. ne kadar boş hatta bomboşmuş meğer hayat.  Çok büyük farkındalıklar çok büyük ızdıraplar getiriyormuş insanın omuzlarına, ve buna rağmen bir şey yapamamak, daha doğrusu yapmamak o kadar komik ki. İnsan bu kadar emin olduğu bir son için neden hazırlanmaz bilmiyorum, peh! komik.. 
Her şey, herkes o kadar çaresizdi ki dün.. Zamanın bittiği, anlamın bile anlamsızlaştığı yerdeydim ben dün. İzledim, sadece izledim.. Ölümüne sevinmem mi gerekiyor yoksa üzülmem mi gerekiyor bilemedim aslında. Eğer Yaradana kavuşmaksa dört işlemin sonucu; o zaman deli gibi sevinmeliydim, ama artık o ses çarpmayacaksa o duvarlara, duyulmayacaksa bir daha en canlısından, alışkanlık yerini soğuktan da soğuk bir ses-n-sizliğe bırakacaksa; sanırım kahrolmalıydım artık. 
Ben ölümden korkmuyorum! Ben ölümden sonra olacaklar için korkuyorum. Hesap verememekten, Yaradanın karşısında ezilip büzülmekten, layıkıyla cenneti hak edememekten.. Kendimi düşündüm de bir an; buz gibi bir yer, buz gibi bir beden, deli gibi bir korku tüm bedenini çepeçevre saran.. 
Saçlarımı topladım bugün, sanki geriye attım geride bıraktım eskiyi bugün. Hoşgeldinler, gülegüleler vs..
Neyse ne işte! Ölüm soğuk şey, soğuk şey ölüm..ve ben bundan sonrasından gerçekten çok korkuyorum. 
Aaah ki ne ah! Cebimdeki sevaplarla; beni tüketen günahlarımın takası olur mu dersiniz? 

İSTİRİDYE'DEN..

22 Aralık 2011 Perşembe

-"Kadıııııııııııın!" -"Buyrun benim o!"




     Nedenini bilmiyorum ama "Kadın" lafı acayip hoşuma gidiyor. Daha bir olgun daha bir kadın gibi işte.. "Sen güzel bir kızsın" cümlesi ile; "Sen güzel bir KADINSIN" cümlesi arasında uçurumlar var benim için. Çok ciddi anlamda yollar var ikisinin arasında, evet! Ruhum okşanıyor resmen "kadın" dendiğinde, büyüdüğümü hissediyorum. "Kadın" demek en azından bu hayata dair bir kez kalbi acımış varlık benim için. Kadınlığa cinsel olarak bakmıyorum ben, kadınlık benim için hissetmekle alakalı bir şey.. Hissediyorsan kadınsındır. İlle de birilerinin altından geçmek veya birilerinin o ismi sana vermesini beklemek değildir kadın olmak benim nezlimde.. Kadınlık; ayaklarının yere basması demektir, kadınlık; aklınla kalbini artık yarıştırmamak, mantıksal bir gölgenin tüm ruhuna aniden çökmesi demektir.. 
      Kadın olmayı seviyorum, Kadınlığımla ilgili şeyler duymayı da.. Bir adama göre çok daha fazla hassas olmayı da.. ve her şeye bedel olan fakat henüz tatmadığım annelik için bir şansım olduğunu bilmeyi de.. Kısacası "kadın" olmayı çok seviyorum ben.. he bide bi erkeğin aklının alamayacağı kadar da şeytan olmayı..
ee ölmüş kadın dedikleri, hesap günü cehennemin kapıları açılmış, ilk olarak şeytan karşılamış kadını vee 
-"hoşgeldin üstad" demiş, boşuna dememiştir kanımca , haydi selametnen..

İSTİRİDYE'DEN..

19 Aralık 2011 Pazartesi

MEĞER GECE KELEBEĞİN'İN KANATLARI KIRIKMIŞ!

Karnım ağrıyor,
Başımda günlerdir hükmetmiş bir sızı; geçmek bilmeyen..
Buz gibi bir nefes; ciğerlerime sokmaya çalıştığım..
Yorgundan da yorgun bir beden, etleri lime lime ayrılmış..
Uyku vakti gelmemiş mi daha, neden ışıksız bu oda yine?!
Elimde bir kalem; mürekkebi bitene kadar yazacak olduğum..
Kalbimle parmaklarım arasındaki o incecik bağ..
Defalarca yazmayı denediğim; ama sonu her defasında çöp olan,
Feraşe kadar boş, bomboş dosya kağıtlarım..
Karşımda bir ayna; ne hikmetse! Baksam da göremediğim..
Burnumda bir koku; en keskininden..

Suratımdaki o anlamsız boş ifade; soru işaretleri doğuran..
Kırpılmaya korkan göz kapaklarım, içleri yaşla dolu.
Sızım sızım sızlayan komple bedenim ve acıyan saç tellerim..

Nasıl bir kalp ki bu; çatlayacak acıdan ama yine de renk vermiyor dışarıya!
ve nasıl bir ciğer ki bu; havasızlıktan biçare ama tek bir soluk bile sokmuyor içine!

Biliyorum! Bir gün ağaracak saç tellerim;
ve sen genç kalan olacaksın..
Biliyorum! Bir gün gideceğim bu boktan heykel dünyadan;
ve sen dünyaya kalan olacaksın..

Aldığın tüm nefesler helal, Haramlarsa benim!
Açıp baktığım yüreğindeki en güzel yerler; sevapların senin,
Günahlarıyla meşhur olan en karanlık, en zifiri ve en kırık kanatlarsa benim!..

Öyle bir beden ki ufacık esintide un ufak.. Ben ki bana kaldım ya, ben ki bu bedende yalnızım ya,
Gece kelebeğin'in kanatları kırıkmış duydun mu adam?!

İSTİRİDYE'DEN.. - http://www.youtube.com/watch?v=5WNn3fdW-Xs

18 Aralık 2011 Pazar

AŞKIN TARİFİ


İlkle son arasındaki hisler aynıysa eğer "Aşkın Tarifi" ;

 O’nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla o hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz..ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...Sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz,
Mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...Dünya'nın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...Hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...her şiirde anlatılan O’ysa... her filmin kahramanı O...her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa...bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
Kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan,

Teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız...O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine...uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecedışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde yarın sizin gününüz!.. "Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.






CAN YÜCEL

İSTİRİDYE'DEN..

Bunca zaman bana anlatmaya
çalıştığınıkendimi
bulduğumda anladım.

Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu
varmış
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..

Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat
okuyarakdinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden
anlatmadığını anladım..

Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün
kayıpmış
Aşk peşinden neden yalınayak
koştuğunu anladım..

Acı doruğa ulaştığında
gözyaşı gelmezmiş gözlerden
Neden hiç ağlamadığını
anladım..

Ağlayanı güldürebilmekağlayanla
ağlamaktan daha değerliymiş
Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde
anladım..

Bir insanı herhangi biri kırabilir ama bir
tek en çok sevdiği acıtabilirmiş
Çok acıttığında anladım..

Fakathakedermiş sevilen onun için dökülen her
damla gözyaşını
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler
terkettiğinde anladım..

Yalan söylememek değil gerçeği
gizlememekmiş marifet
Yüreğini elime koyduğunda anladım..

''Sana ihtiyacım var gel ! ''
diyebilmekmiş güçlü olmak
Sana ''git'' dediğimde anladım..

Biri sana ''git'' dediğinde ''kalmak istiyorum''
diyebilmekmiş sevmek
Git dediklerinde gittiğimde anladım..

Sana sevgim şımarık bir
çocukmuşher düştüğünde zırıl
zırıl ağlayan
Büyüyüp bana sımsıkı
sarıldığında anladım..

Özür dilemek değil ''affet beni'' diye
haykırmak istemekmiş pişman olmak
Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur kaybedenlerinacizlerin maskesiymiş

Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..

Ölürcesine isteyenbeklemezsadece umut edermiş
bir gün affedilmeyi
Beni afetmeni ölürcesine istediğimde
anladım..

Sevgi emekmiş
Emek ise vazgeçmeyecek kadar ama özgür bırakacak
kadar sevmekmiş...

CAN YÜCEL

"Yoksa kelimelerin mi bitti Feraşe?!", -"..."


Gece, bu gece..
Şansın sadece bir kere girdiği odana,
ve senin çok mayhoş halinle yakalandığın,
Pencereni açık unuttuğun..
Gece, bu gece..
Artık aflar dilendi; günahlar, sevaplar ortalıklarda,
Hesaplar yapıldı, defterler dürüldü,
Cezalar, gidilecek yerler belli..
Gece, bu gece..
Kalbim yersiz, avuçlarım terli..
Pişmanlıklarım ayyuka çıkmış yine..
Benim yörüngemden ayrılanlar,
Mutsuz adamlar, pişman kadınlar..
Aynı yolda yürümek belki ama elele bile tutuşamamak..
Hı hı evet Feraşe'ye gece, bu gece..
En zifirisinden hemde..

İSTİRİDYE'DEN..

15 Aralık 2011 Perşembe

Kişiye Özel Demokrasi (!) -1- Türban


     İnsanlar seçmek sorunda kalabilirler. İyi kötü ayırmaksızın sadece seçim yapmak zorunda oldukları için bu seçimi yapabilirler ve böyle yaşamak istiyor olabilirler. Bazen hayat kararları onlar adına çoktan vermiştir ve onlar sadece bir "eyvallah" la bunu içlerinde sindirmeye çalışırlar. Yani kimi zaman seçen hayattır ve sen de seçer gibi görünen..
  İnsanları seçim yapmak zorunda oldukları için veya o her neyse o'nu seçmek istedikleri için yargılanmalarından nefret ediyorum! Bu konu uzun, upuzun.. İstediğiniz yere çekebileceğiniz istediğiniz esneklikte oynama yapabileceğiniz bir konu biliyorum. Hatta bir çoğunuzun ne diyo lan bu dediğini de duyar gibiyim :) , ama bu konu bana göre çok mühim bir konu. Çünkü ülkemizde bunları yapan o kadar çok o beyin yoksunu insan var ki.. Yazık! Kafamı kurcalayan iki konu var aslında ama bunları aynı yazıda değil de farklı yazılarda değerlendirmek istiyorum. İlki sanırım bu ülkede kaos haline gelen türban..
    En hassas noktam, en ince ayarım, en büyük pişmanlığım ve en derin noksanlığım olan "türban".. Ben türbanlı bir bayan değilim, hatta kimisine göre; Allah nedir bilmeyen bir tipe sahipmişim :) Ben müslüman bir kadınım ve türban benim gerçekleştirmek isteyip de gerçekleştiremediğim, bahanelerle süslediğim en büyük hayalim oldu her zaman. Her neyse konu ben değilim nasıl olsa uzatmiyim. Öncelikle başlamadan şunu söylemek istiyorum ki; Bunu yürekten yapmak isteyen, ve yüreğiyle tercih etmiş olanlar için konuşuyorum burada, herhangi bölücü bir zihniyetle bunu yapan varlıklar için değil..    
      Ya çok pardon da ben kıç izlemek zorunda mıyım kardeşim! Miniminiler giyerken ben, sen,biz, o, bu, şu ortalıktaki insanlar noluyo orda kapat bakiyim oranı buranı diyemezken neden yine aynı insanlar kapatmaya çalışan insanları bu denli yargılıyorlar, bu denli uzaylı muamelesi yapıyorlar ben buna bir anlam veremiyorum. O açıyorsa bu da kapıyor kardeşim! Size ne yani! Kime bu itiraz? Aslında söylemek istediğim o kadar çok şey var ki; ama işte gene sus Feraşe! Aman diyim Feraşe! Bir türbanlı bayan ne kadar tehlike arz ediyorsa bu ülke için, açık bir bayan da o denli tehlike arz ediyordur. Bunu anlamak neden bu kadar zor ben de bunu anlayamıyorum! Bu nasıl bir beyin basmamasıdır. Hele hele bu nasıl bir algıdır ki bu denli seçici!
     Yürüyüşler, eylemler, bağrışlar, çağrışlar vs özgürlük ve Demokrasi adına (!), Ya tamam da bu demokrası kim için? Kime göre neye göre demokrasi? Bu demokrası neden bu türbanlı insanlara işlemiyor da diğerlerine tıkır tıkır ilerliyor. O halde bunun adı demokrası değil veya ben demokrasi nedir bilmiyorum!
     İnsan öncelikle kendine saygı duymalıdır, ben kendime sonsuz saygı duyuyorum ve etrafımdakilere; mini eteklisinden tut, çarşaflısına kadar.. Her telden arkadaşım var benim hali hazırda görüştüğüm; içeni, sıçanı, dinsizi, dinlisi, az ucundan alakalısı, körü körüne bağlısı.. Herkese saygı duyuyorum ve asla yargılamadım, yargılamayacağım da.. Onlarla saatlerce konuşuruz, muhabbet eğlence vs benim hepsine söylediğim tek şey var; yanımda lütfen kendiniz olun, öyle olun ki sırıtmasın.. Onlar da kendileri oldular..
    Daracık pencereden bakan, daracık beyinli, demokrasinin sadece kendileri için olduğunu düşünen zavallılar; ufkunuzu genişletin biraz.. Böyle dünyadan demokrasiden bi haber geçirerek ölmek yerine, saygı duyulan, saygılı ve onurlu bir hayat sürerek uzayın bu dünyadan.. Eşitlik sadece size yok! Eşitlik herkes için eşitlik.. Bırakın sağcısı da solcusu da istediği yolu kullansın fikirlerini ifade etmede.. (tabi niyeti temiz olanlar şeklinde en başında belirttiğim üzere). Bu ülkeye zerre katkısı olan her insan benim için kıymetlidir. Kimsenin akciğer dönümlerine saldırmayın da bırakın artık şu insanlar rahat nefes alabilsinler..
Valla Feraşe der ki: Etrafımdakilere veya yolda gördüğüm herhangi bir türbanlı veya dinini yaşamak isteyen bir insana zarar vermek isteyen uzay üstü varlığa sesleniyorum;  kendi adıma tüm haklarımı sen ve senin gibi tüm varlıklara haram ediyorum!

İSTİRİDYE'DEN.. 

13 Aralık 2011 Salı

Kırmızı Ojelerimle 1oo. Yazımı Kutluyorum :)



      Ben hepinize teşekkür ediyorum şuan. Çünkü bu benim buradaki 1oo. yazım. İlk başladığım günü dün gibi hatırlıyorum, kaygı yok, merak yok. Ama hadi ya, ya yaaa hadi beni tebrik etsenize bee! : D Kimseler yokken o zamanlar şimdi 51 kişilik bir ailem var benim.. (51 çünkü biri kendimim :D) Kimsenin bilmediklerini bilen, en yakınımdan bile sakladıklarıma kulak misafiri olan, sessizce fısıldadığım tüm çığlıklarımın cevabını aldığım, kendime bile itiraf edemediğimi sabırla dinleyen ve yıkılmak üzereyken sayılarınca omuzlar yaratan 51 kişi.. Her şey için herkese teşekkür ederim ben; yalnız bırakmadığınız için, yorumlandıkça bir diğerine hevesle sarılmamı sağladığınız için..
    Herkesin hikayesine ortağım ben, hepinizde benden bir parça, sizden parçalar var bedenimde. Sizleri okudukça demlediğim çayın, attığım efkarın, dağıttığım kafanın hadde hesabı yok ki. Kiminiz duman attırdınız bedenimde, kiminiz bulutlara çıkardınız. Kiminizden çok şey öğrendim, kiminizle sıçana kadar güldüm.. Kiminiz özel kaldınız kiminiz tüzel :)  Benim bugün 51 kişilik bir ailem var.. 
      Bu blog benim için bir meşgale değil, olmadı da hiçbir zaman. Bu blog; benim hayatım, bu blog benim yazgım, benim kalbimin yoğrulmuş filmi..
      Uzattım biliyorum ama size de bilmem oluyor mu; zaman zaman kendi güncelerimi okuyorum ve diyorum ki nerdeeeen nereye.. İlkler komik gelir çoğu zaman; ama saf ve anlamlı ve eminim bir o kadar da heyecanlı..
      Aman aman tamam be sustuk :) Bu kadın, yani ben, yani Feraşe; çok teşekkür eder naçizane. Büyümek isterken ben; altımdaki yürüteci alıp, yerine ellerinizi uzattığınız için teşekkürler.. 

Beni sizler yarattınız :D Siz gelmeseydiniz ben gelicektim inanın :D 
Sevgiler..

İSTİRİDYE'DEN..


12 Aralık 2011 Pazartesi

La - Tahzen



      Sahip olduklarımı düşündüm dün gece.. ve ne kadar şanssız olduğumu düşündüğüm halde aslında ne kadar şanslı olduğumu. Tarifsiz diye adlandırdığım acılarımın hepsinin birer tarifi olduğunu ve baş rollerde hep birilerinin olduğunu.. Birden korkularım düştü aklıma. Ne kadar acıdığım ve ne kadar acıttığım bu hayatta.. İç hesaplaşmaydı sanırım bilmiyorum.. Gözlerimi kapadığımda aklıma ilk neler gelir diye düşündüm dün gece. Sadece ölümden sonrası geldi aklıma.. Sayısız sorulara cevap verebilecek takatim var mı ki benim!? Nefessizlikle fırladım yattığım yerden. Ya dedim ya o an şuan sa, ya şimdiyse ölüm zamanım! Yok hayır ya olmamalı, yani bu kadar kısa zamanda olmaz, olmamalı.. Daha konuşmam gereken çok insan var, çok kirli çamaşırlarım var askıda mandallı, kurumamış henüz. Belki de dedim kendi kendime; belkide şuanda saniyeler kala söylüyorum bunları, belki de benim ölmeden önce yaptığım son şey bu, ne garipti Allah'ım.. Kocaman anlamlar yüklediğim telaşım sardı birden her yerimi, ateşten bir gömlek giydim sanki üzerime. 
    Kulaklarımda tek bir ses; tik tak tik tak tik tak... Salona koştum hemen, o kocaman saatin kocaman akrebine kocaman yelkovanına asılıp sımsıkı tutmak istedim, gitmesinler öyle hızlı diye. Ev sessiz, eşyalar da keza.. Sonra balkona koştum hemen; zifiri bir karanlık, Sanki sadece benle yaradan vardı kocaman dünyada o an. Kalbimi benden iyi bilen, beni benden iyi bilen Allah'ım dedim Son bir af için çok mu geciktim? Merhametine tutunan, gazabından korkan bu kadına yani bana yani Feraşe' ye sadece son bir şans veremez misin? Nefesin ellerinde, ellerim ellerinde; tek bir cümlenle tozum dumanı karışabilir, benim kasetim de en başa sarabilir; "Kün fe yekün".. 
      Ruhum gırtlağımın hemen ardında çıkmak için nefes almamı bekliyor, pusuda.. 
    Yatağımdayım, odamda.. Bir yanım telkin ederken diğer yanımı, bir yanım da harlıyor alevlerimi.. Ezanı bekliyorum. Okundu evet.. Sonra inanılmaz bir huzur doluveriyor, kalbime, odama, bana her yere sanki.. Örttüm üzerimi; ayaklarımı çektim kendime, ellerimi göğsüme.. Her nedense artık sesler gelmiyor kulağıma, saçlarımla kulaklarımı da örttüm, tüm korkular kaçıştılar resmen yerlerine. 
       Bugünlük affedildim. Yıkandıkça akan kirlerim adına bugünde affedildim. Uyandım sonra, hamd ettim sessizce. 
       Günahlar sevaplar, melekler şeytanlar, çeşit çeşit Feraşeler.. Terazide hangisi ağır gelecek gerçekten merak ediyorum. Hesap günü geldiğinde, Feraşe'nin elinden tutan olman dileğiyle.. Bir melek fısıldamasıyla uyandı bu kadın; La-Tehzen!

İSTİRİDYE'DEN..
Ben Kız Kulesi'nde uyuyakalmak istiyorum bugün..

11 Aralık 2011 Pazar

Fotoğrafsız ve Yorumsuz..

      Beni sadece gülümsettin yine. Bu alaycı tavrını ve yine üstüne basa basa söylüyorum "bencilliğini" seviyorum. Takılmiyim boşver umursamiyim diyorum ama şu hibe ettiğin mutluluklar için teşekkür etmeden geçemicem sana. Çok teşekkür ederim tüm borçlarımın üzerini kapattığın için.
Ne yapardım yoksa (!)..                 
    Söylenilen her şeyi yine o kadar güzel lehine döndürmüşsün ki; inan ki bende bunu yapıcak güç yok yani sadece gülümsedim elimden bu geldi bu gelir. Keşke hırsından yazmasaymışsın bunları birazcık düşünüp de klavyeye dokunsaymışsın; o zaman anlardın zaten; ama artık çok geç..
    Herneyse kendimi bi bok sanmıyorum hatta bi bok da değilim inan bunu her defasında çok net hatırlattın bunun için de apayrı teşekkür ederim, dedim ya "teşekkürler teşekkürler teşekkürler" sana kendini iyi hissettirecekse eğer.. Bu ufacık teşekkür de benden hibe olsun (senin lugatında(!)) madem ne diyim, senin için bu anlamı taşımışsam..
Her neyse Şiirci'ye uğra bir ara..

İSTİRİYE'DEN..

10 Aralık 2011 Cumartesi

Kıç, Kaş ve Göz



     Valla hanginiz eleştirir hanginiz ahanda tam da bu der bilemem ama;  ben size bildiğim bişeyi anlatıcam bugün. Aşk her şeyi ezer geçer, yok efendim affeder vs şeklinde düşünen garibanlar bugünkü konum. Aşk gelir mi her şeyin üstesinden; ı ıh, cık gelmez arkadaşım! Gelmez, gelemez. Aşk sadece seni o adama, o adamı sana bağlayan, katlanılabilirliğini arttıran incecik bi çizgidir o kadar. Kimi zaman pikler yapar, kimi zaman yarısını yerin aldında bırakır adamın. Yüzün güler, mutlu olursun, yere basmak yerine kanat kullanmayı tercih edersin, susan ne varsa etrafında artık çenelerine vurmuştur, artık sesler duyarsın kulağının içinde, çıkmayan sesin çığlık olmuştur, yaşayamadığın hayatınsa hayat. İyelik eklerini kullanırsın, daha bi aitlik çöker her uzvuna. Kaçamak kaçamak yazdığın o yazılara bir başlık atarsın artık. 
   ...Eveeeeeeett gördüğün gibi sevgili gariban; şu ana kadar kötü hiç birşey yazmadım. Bu yüzden der ya hep Feraşe; aslında melankolidir gerçek olan his ve yalan olan mutluluktur diye.. Aaaah ah sakal bırakıcam yeminle.         
      Şimdi gel gelelim o adamın gidişine.. Hoop gitti! Napıcan! Kaldın öyle iki loblu götün yarısının alınması gibi ortada.. Önce derin bi sessizlik çöker, parti bitmiştir artık, dağılın uleyn der kalbindeki bodyguardların; parti bitti! Hemen ardından gözyaşlarnın aktığını hissedersin, partiyi ilk terk edenlerdir onlar. Birden etrafında teselli için birikmiş piyonlar belirir, hepsinin dudaklarından çıkanlar aynıdır, farklı sesler, farklı yerler.. Ama haticeye değil neticeye bakarak; sonuç aynı dersin ve sesler belirsizleşir, tüm sesler uğultudur artık, sadece dudak okursun.. Ellerin takatsizleşir, ayakların yürümemekte inatçıdır... "Yazıp tükenirsem acım biter sanmıştım, ama yeniden yastayım hay canına yandığım" diye diyeeee inler durursun işte Kolo'yla! 
      ..ve ve veeee...Yine yeni yeniden sevgili gariban; son paragrafta mutluluğa dair hiç bişey görebildin mi? Göremezsin ı ıh! Evetler tükenmiştir artık ve fark edersin ki taşın altına koyulan eller seninkilermiş meğer.. Vay anasını ne ilginç dimi?.. 
       Gelgelelim Aşk iyi bi bok deil işte.. Aşk bi bok deil zaten! En rahatı sevmek kardeşim. Acın da sana, mutluluğunda.. Aşk için iki kişi gerekir; karşılıklıdır aşk dedikleri; ama sevgi öyle deil; sevgi gururlu bişeydir; yalnız da gayet güzel ilerler, takmaz peşine bişiler.. İki kişi sürünüceime, tek kişi yaşıorum  en kraliçesinden uleyn :D Ne alaka bilemedim şimdi ama bak koduğum resimdeki teyzeme; kıçıma kaş göz yapsam ondan daha kral olur yeminle ama o sıfattaki mutluluk bende yok anasını satiyim :D 
Bu teyzem gibi mutlu olun inş ama bunun gibi de olmasın o sıfat ya el insaf ! Parmak atsam kusarım :D
Neyse hadi çok uzadı zaten, selametlen.. 

İSTİRİDYE'DEN..

9 Aralık 2011 Cuma



Tam da unutmuşken gittiğini, artık acıtmıyorken yokluğun, en içten kahkahalarımın arasında aklıma gelmek zorunda mısın?

Sunay AKIN

8 Aralık 2011 Perşembe

MATRUŞKA BEBEKLERİ


   Herşeyi baştan aldım yokken sen. Kendimi korumaya aldım, kaleler diktim çemberime. Ben artık mutluyum, ayaklarımın üzerinde, sessiz ama sakin, akıl - kalp yarışında artık aklının kalbini burun farkıyla geçtiği yerde olan bir kadın.. Ben senin sayende acıma hissimi kaybettim biliyomusun, artık acımıyorum kimseye, yanımdan zırıl zırıl geçenlerle ilgilenmiyorum. Zırıldamasınlar ne yapayım! Ben hatalarımı kabul ediyorum evet, ama bir bilsen ki en az benim kadar suçlusun sen. Ben hatalarımla kendimi seviyorum artık. Ben böyleyim, böyle de kalıcam değişmicem sanırım, yok sanmam, değişmicem!
   Benden çok şey götürdün sen. Her defasında bencillikle suçlanan beni, çok ama çok iyi düşün, çok iyi hemde asıl sendin bencil olan.. Her zaman iyi olan güzel olan ve yolunda gidenlerdi çemberinin dahilindekiler. İstediğin gibi akmayınca suların, duruldun birden, çekildin köşene. Sana göre olgunluktu yaptıkların, büyümekti ama biliyor musun diyorum ki sen ne kadar çocuktun öyle! ve hala ne kadar küçüksün. 
   Sevdiğine olan saygından zerre tavizler verip, matruşka bebekleri gibi konuştukça küçülüyorsan eğer; sevgin de o kalpten yavaştan topuklar emin ol. Sen diline çekemezken o ince ayarlarını; benim kalbimde tahliye çoktan başlamıştı bile. Anlamaya çalıştım seni ilklerde, canı deli deli yanan ve etrafına gözleri kapalı saldırandın sen; bense çılgın boğanın kırmızı pelerini.. Artık umrumda mı? Hayır. Umrumda mısın? Hayır. Merak varmı sence? Hayır. Hayır. Hayır.. Çünkü tükendi Evet' ler sana. Hayırlar kaldı bana, sana.. "Sana, bana ve bize" demicem bugün. Sadece sana ve bana.. 
   Herneyse sana göre bencillik tanrıçası olan ben, yani bu kadın, yani Feraşe; artık anlatmicak kendini sana. Bundan sıkıldı ve bir türlü SON yazısı gelmeyen bu filmden de.. Ben bu hayatta yalnızım artık ve inan bana bunu aşabilicek kadar da güçlü..

İSTİRİDYE'DEN..

7 Aralık 2011 Çarşamba

Son Sevdiği Olur musun Kırık Dökük Kalbimin?



                    "Kendimi, kendi üzerime atılmış bir suç gibi hissediyorum."

                         Ali AYÇİL
                      
İSTİRİDYE'DEN.. Sadece bu kadar..                                     
                     

...



Tık.
Durdu işte. Zaman durdu. Son ihtimaller de tükendi. Bugüne kadar sadece kırık kanatlarla uçmaya çalışmışım ben. Yaralar içinde, sızılar çekerek.. Geldiğim nokta diye bir şey yok, ben hiç ilerleyememişim ki. Ben işe yaramaz, beş para etmez bir kadınım, içi boş duyguları en derin köşelere çekilmiş, sevmeyi, sevildikçe kıymet vermeyi bilmeyen tek bilinmeyenli basit bir denklem! Her şeyin en iyisini hak ediyorsun diyenlere sesleniyorum bu sefer; ben bir gram bile oksijen hak etmiyorum inanın! Ben artık pes ettim. Bu kadın yani ben, yani Feraşe artık tozum ayrı yerde dumanım apayrı.. Korkarak izlediğim o uzatılan eller; çekilebilirim huzurunuzdan artık..
Ölümü sessizce beklemek istiyorum. Çok sessizce..
O kadar kimsesiz ki bu yazım, bir başlığı bile yok işte..
Artık bitti bak dinle:
Tık.
Başa saramayacak kadar uzağım artık o saniyelere.

İSTİRİDYE'DEN..

2 Aralık 2011 Cuma

Şişşş Duydunuz mu?

       
        Artık hiçbir şeyi merak etmiyorum, ne garip! Olan bitenlerin dışındayım, etrafımda düşmek üzere olan, elleri boşta  çok fazla kadın vardı benim gibi. Hepsine yetecek kadar ellerim olsun isterdim. Algılarım artık seçici olmuş, farkında değilim. Şuan yazarken bu yazıyı ellerim, gözlerim, kalbim, beynim boşta.. Ayaklarım yerden kesik gibi basmıyorum gibi sanki.. Eskiden deli deli her zemine işleyebilen tırnaklarımın artık dayanabilitesi çok azalmış, geçtiği ilk zeminde dağılıveriyor, un ufak oluyor hemen. Büyüdüm sanırım, artık gitgide yaşlanıyorum. İlerledikçe yaşım düşüncelerim; sinemada film başlamasına yakın yerlerini zar zor karanlıkta bulmaya çalışan ve bulan izleyiciler gibi oturuyorlar yerlerine usul usul.. Bitmesini bekliyorum bu evrenin. Hayatımdaki en sessiz en loş evre bu evre. Kendime bile yabancılaştığım, aynaya bakarken bile sessizce bir şişşşşt çektiğim bi kadın oldum. Yeniden başlamak adına kasetimi başa sardığım günler geldi aklıma, gülümsedim. Azmime de hayran kaldım doğrusu; olmayan olamayan şeyler için deli deli duvarlar yıkmaya çalışmak ne kadar güçlü bir kadını simgeliyormuş meğer. Eskiden kendime kaleler yapmıştım, ortasına sığındığım; bu yaşımda jetonlar yağdı ki beynime meğer onlar kumdanmış. Tutmak isteyenin elinde kalan kumdan basit kaleler.. ve aslında ilerledikçe yaş o kaleleri dikmek yerine sadece dokunarak yıkmak istiyormuşsun, domino taşları gibi.. Zaman sadece zaman diyerek kandırmak istemiyorum kendimi. Kimseden yalanlar dinlemek istemiyorum artık. Doğrularım net, kararlarım kesin, benliğim ben, aklım akıl artık.  
       Velhasılkelam Feraşe baya bir değişti mi ne :)
NOT: Tüm bunlarda en büyük emeği olan Sago'ya teşekkürler.

İSTİRİDYE'DEN..