30 Mart 2012 Cuma
Mutlaka Dinlemelisiniz
Geçen gün blog güncellemelerini turlarken; StummScream' in bloğunda paylaştığı ve benim haberdar olmadığım bir türle karşılaştım. Oryantal Metal diye bir tarzmış kendileri. Ben mi tanımakta geciktim yoksa yeni bir tür mü fikrim yok ama bu grubun bu şarkısına eridim ben. Teşekkürler StummScream :)
Ayrıntılı bilgi için ; http://www.youtube.com/watch?v=iTUx86C7DwU
Ay hatalıysam çaldır kapat kipin bişi oldu :D
Sevgiler, Feraşe.
29 Mart 2012 Perşembe
Fazlasıyla İlginç!
Sinirimi kontrol edebildiğime inanmıyorum! Ben, Feraşe! O kadar bana uzak bir tavır sergiledim ki bu bile beni sinir etti. İnanabiliyor musunuz ben kendimi tuttum ve adam parçalamadım, demek ki iş ortamı insanı hakikatten pişiriyormuş. Kendimdeki değişime hayret ettim bugün. Bunun sağlığıma yansımasından korkuyorum sadece. Çünkü inanamazsınız kendimi öyle bir tuttum ki az önce; beni tanıyanlar bilirler, benim o esnada o kadını öldürmem gerekiyordu ama ben naptım? Sessizce dinledim ve çok emin bir duruşla sadece peki dedim. Ardından doğru tuvalete gittim. He sonrası mı? Zırıl zırıl ağlayıp duvarda elimi incitmem oldu o kadar. Olan elime oldu denebilir yani. Exrtadan hücuma geçen baş ağrım ve kalp ağrımı saymıyorum. Elime göre çok minör kaldılar çünkü. Hayatımda çok nadir bu kadar sinirlenirim. Ya aslında bilen bilir ben genel itibariyle sinir yüklü bir kadınım ama bu siniri alt edebilmem fazlaca şaşılası. O kadar ki ben bunu bloğuma yazabiliyorum. Düşünün artık ne raddedeyim!
Ben bi bok yiyip sonra da onu telafi için çırpınan insanları sevmem. Herkes hata yapar ama sınırı vardır. Herkes herkesi incitebilir ama bunun da bir sınırı vardır. O sınırdaki ipler gerildi mi ben o ipe makas atan olurum genelde. İnceldiği yerden de kopartmam, neresine denk gelirse ipin artık. Bir başkasının egosunu bir başkasının üzerinde tatmin etmesi bana fena ters. Tahammül sınırlarımı zorlayan bir şey beile değil; direk tahammül edemediğim bir şey. Bu cümlelere nasıl küfür karıştırmadım ona da ayrıyetten şaşkınım, ilginç! Ama bugün şunu öğrendim, sessiz kalıp, kendinize olan saygınızı tüketmediğinizde (bakın hala küfür etmiyorum :D) karşınızdaki özür dileyebiliyormuş ve siz de yine aynı duruşla, ÖNEMLİ DEĞİL diebiliyorsunuz gayet başınız dik ve burnunuz havada bir şekilde.
Sonuçtan mutlu muyum? Tabisiki evet! Bakın duramadım işte, ille gizli özne halinde de olsa araya sıkışmalıydı o küfür :D Artık bunu belirledim kendime politika olarak. Sessiz ama çok derinden bitiricem bana bulaşanların işini. Ahahayt ya keyfim yerine geldi. Bu zaten geneldir ama bir kez daha şunları söyleyerek bitirmek istiyorum şaheserimi; Sizin dengesizliğiniz karşınızdakinin dengesini altüst ediyor, ona bu şekilde saldırın! Sizi çözememek karşınızdakini çıldırtıyor hele de sessiz kalıp hiçbir şey olmamış gibi devam edebiliyorsanız eğer; vay sizle uğraşanın haline, vay yolduğu saçlarına :D
Sevgiler Feraşe, akarı yok kokarı yok :D
28 Mart 2012 Çarşamba
Seviyorum ilkbaharı. Hele de Nisan'ı ayrı bir seviyorum. Doğduğumdan mıdır nedir, bilemiyorum. Fazlasıyla bir enerji var üzerimde bu sıra. Bir yanım halen çökükken bir yanım direniyor resmen. Takdire şayan bir beden doğrusu. Zaten bu kadar zaman ayakta kalabilmesi benim için yeterince büyülüydü.
Ben direkt bahsettiğimi hatırladım Umay'ı. Bizim bir mazimiz var Umay'la. Umay; şuanda 4,5 yaşında. Esmer bir kız. İstenmeyen bir bebek olarak dünyaya tam 5 Mayıs 2007' de gelmiş. Babası onu hiç bir zaman istememiş. Yaşı çok küçük ama babasının canice tavırlarını o kadar masumane anlatabiliyor ki şaşırırsın. Babası bir bacağına henüz 2,5 yaşındayken kasıtlı olarak çay suyu dökmüş, bu yüzden "büyüdüğümde güzel bacaklarım hiç olamayacak" der durur. Ben de teselli ederim hep, hayır çok da taşsın diye. Aramızda tam 2o yıl fark var fakat ben Umay kadar acı çektim diyebilmek için çok fazlaca cesur olmalıyım.Umay çok dayanıklı bir kız. Bir o kadar da zeki. En sevdiği renk lacivert. En sevdiği yemek Mc Donald's
27 Mart 2012 Salı
Beni Affet Üzüntüm;
Sinirli bir yapım var benim çok. Saman alevi misali ama. Tahammülümün yaşım ilerledikçe azaldığı kanaatindeyim. Birinci ikazdan sonra derin bir sessizlik hali çöküyor ve inanılmaz geriliyorum. Eskiden fazlaca şans veren ben artık birinciden sonra şans verme taraftarı değilim. Çok fazla kırılgan da oldum mesela; ne dense hemen içime kapanıyorum, yaşlanıyor muyum ne! Biliyorum bazen bencillik oluyor ama benim istediğim gibi gitmiyorsa bir şeyler; sinirlerim ayyuka çıkıyor adeta. O an yalnız kalmalıyım, kırıp dökmeliyim ve hıncımı zavallı ev eşyalarından almalıyım. PC kasası, kalem-kağıt da olabilir bunlar.. Çok fazla gülerim, hemde çok. Candostumla bir gün gazetede şunu okumuştuk; "Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre; bir kere içten kahkaha, 12 metre yürümeye bedeldir." diye. Sonra düşündük; lan dedik demek ki biz dünyayı yayan gezdik. Cidden böyledir, kesin gezmişizdir. Güldüğüm zaman inanılmaz bir kopukluk oluyor hayattan, deyim yerindeyse ..ikimde olmuyor hiçbir şey. Sevmediğim bir huyum var; ne hissediyorsam yüzüme yansıması, nefretlik bir hal ya! Kırılsam yüzüme yansır, sevinsem yansır, sinirlensem zaten etrafımda kimse olmasın mümkünse vs vs. Bir içimde yaşayamıyorum anasını satayım! Herkes susar susar susar.. sonra patlar, bende yok ille o an olucak, ille o an hallolucak bişeyler. Ne sinir dimi!
Bazen parmaklarıma bu sızıyı yükleyenlere kızmıyor değilim; ama bir o kadar da seviyorum onları. Yazmamı sağladıkları için. Sayelerinde hissediyorum, sayelerinde sevip kızıyorum, hatta nefret bile edebiliyorum artık! Sağ olun millet, sağolun sıkıntılarım, sağolun dertlerim. Rab' be hamd etmeyi bir kez dah aöğrendim bugünlerde, sana hamd olsun Allah'ım. Sevgili üzüntüme seslenmek istiyorum;
"BENİ AFFET ÜZÜNTÜM, BUNCA YILDIR SENİ O'NA ÜZDÜRDÜM, OMUZUMA YASLAN FERAŞE SENİ ÇOK SEVİYOR :)"
Umay, Şiirci, Ben ve Sen.
"Bugün resmine dokundum ben. Öptüm yine yine! 'Zaman ağır ol henüz erken' demek için güle güle. Sesini özledim özledim çok! Haberim yok; Dünya durmuş niye? Seninle birlikte kaybolanları, arıyorum başka şeylerde..." Ben seviyorum bu kadını ya! Gerçekten seviyorum. Bu satırlar beni anlatıyor. Bugün resmine dokundum evet, kepli falan. Ne kadar özlemişim; ne kadar içim sızladı bir bilsen. Bazen -ki özellikle de trende- sadece aklımda sen oluyorsun. Tren istasyonlarını severim, ayrılığı anımsatsa da severim nedense. Tren her geldiğinde sanki seni bir kez daha bindiğim yerde bırakıyor gibiyim. Her binişimde bir o kadar yanıyor canım. Bir kaç resmini gördüm bugün yine, değişik. İlk gördüğüm an ne hissettiğimi anlaman o kadar zor ki. Aslında geçtim anlamanı, anlatmam o kadar zor ki. Tarifsiz bir şey işte. Fazlasıyla komplike hislerdi. Bir çok duyguyu bir arada yaşadım hayatımda ilk defa. Okuduğunu biliyorum bir yerlerden. Bil istiyorum; kokun burnuma kazılı. Gitmiyor işte! Küçük şeylerle mutlu olabilen bir kadınım çok iyi bilirsin; sokak arasından aldığın küçücük narla nasıl mutlu olduğumu hatırlıyorum. Hatırladın mı? Gözlerimin içi gülmüştü evet! Sevmek, hele de safça sevmek nedir senle öğrendim ben. Ben, sen dokunmadan sevebildik çünkü. Hem de ne sevmek. Hikayemizden vazgeçmişsin. Öyle fısıldadı Umay Umay kulaklarıma. Ben senin yanık göğsünmüşüm. Yakmışım göğsünü, kavurmuşum. Ben bu denli bir kormuydum ki? Ben bu kadar mı acımasızdım dedim kendi kendime. Fısıldadım kulaklarıma caniliğimi. A'dan Z'ye yazdıkların canımı yaktı. "AZ" benim çok canımı yaktı. Uzun zaman sonra sır gibi sakladığım, bulamamak için dip köşe örttüğüm resmine cesaret edip de dün bakabildim sadece. Resimlerini görmek beni çok yakıyor. İçimi acıtıyor, çok acıyor be adam! Fazlaca hem de, çok fazlaca. Dün gece açtım bloğumu sırf yazabilmek için, resmini gördüm sonra; yazamadım. Yazmak istediğim çok fazla şey varken sadece baktım bomboş sayfaya. Elim gider gibi oldu ama yazamadım. Başlasam sayfalar sürecek olan bir şey, ama ben başlayamadım adam!
Geçen hafta sonu 'Umay' ı ziyaret ettim. Seni her gidişimde anlatıyorum. Ne dedi biliyor musun? "Sana anne, ona da baba demek isterdim, diyebilir miyim?" Tereddüt edemeden "evet" dedim. Bana anne de, ona da baba de Umayci. Ben ona Umayci diyorum, neden deme sebebi yok :) Daha afacan geliyor Umayci dediğimde. Çok fazla derinden bir soru sormuş değil mi kızımız :) Çok büyüdü, çok akıllı bir kız oldu Umay. Onu almaya bir aile gelmiş, o reddetmiş, istemediğini söylemiş. Bir ailem zaten var demiş. Eşşek ya. Ona kitap aldım giderken, adı Küçük Prens. En sevdiğim, onunla büyüdüğüm kitabı. Çok sevindi, ana okulu seviyesinde ve bana söz verdi; okumayı öğrendiği ilk gün Küçük Prens' i okuyacak. Ona güveniyorum, o benim kitabımı okuyacak ilk. Ona senden bahsettim; bana yolda görsem tanıyacak şekilde anlatmanı istiyorum dedi. Simsiyah gözleri var dedim, esmer tenli. Sakalları var keçi sakal. (Çok uzun zaman aldı keçi sakalı tarif etmem :) ) Saçları kıvırcık ama o uzatmıyor çok dedim. Gömlek giymeyi çok sever dedim he bide dockers çakması pantolonları :) Tabi dockers ı da anlatmam baya bir sürdü. Sonra aniden duraksadı ve dedi ki bu kadar anlattın ama keşke resmi olsaydı, zorlanmazdın. Dedim ki ona onu anlatırken zorlanmıyorum ki, haz alıyorum. Ama dedim resmi de var yanımda. Gözlerindeki mutluluğu görmeni isterdim, parıldadılar resmen. Ben anlatmayı unutmuşum ama o atlamadı; kirpiklerine aşık olmuş çok. Ona da makyaj yapar mıyız beraber dedi :) Olur dedim geçiştirdim işte, deli ya :) Bir kaç saat vaktimiz vardı müdüreden izin alıp nereye gittik biliyor musun? Şiirci' ye. Ona orayı anlattım. Burada o da ben de her gün buluşuyoruz dedim. O vazgeçti belki ama ben bu hikayeden bu dünyada vazgeçtim sadece dedim. Benim hikayem ahiret için yazılmaya devam ediyor çünkü. Sonra İstiklal' de yürüdük biraz, elleri küçücük ve çok sıcak. Görmelisin, avucumda kayboluyorlar sanki. Sımsıkı tuttum Umay'ın elini. En azından O'nu kaybetmedim adam!
Çok konuştum değil mi yine? Parmaklarıma vurdu desene kalp sancım. Tamam tamam, sustum.
Sevgiler.
26 Mart 2012 Pazartesi
Gariplikler Silsilesi
Bugün 26 Mart. Nisana çok az kaldı demektir. Ben her Nisan' da yeniden doğarım. İlkbaharı en dolu ben yaşarım. Sabah ezanıyla başlayan bir hikaye bu zamana kadar gelebilmiş demektir Nisan demek. Özlediğim çok insan var, var olan son gücümle yüzümü onlara çevirmeliyim ve onları derhal görmeliyim.Nisan'ı uğurladığımda bu garip kalbim Mayıs' ı bekler durur. Mayıs' ta yeniden doğar çünkü. Kimsecikler duymaz - hele de Mayıs'ta can bulanlar - ama ben hepsi adına yeniden doğarım Mayıs'ta. Ben teki kaybolmuş bir çorap gibiyim ve onun hüznünü anlıyorum şimdi.
Cennete gitmek istiyorum ben!
23 Mart 2012 Cuma
Hangisi Feraşe?
Hangi yörüngesindeyim evrenin.
Hangi masalın adı,
Hangi kitabın ayracı,
Hangi lal'in sesi,
Hangi amanın gözleri bilemiyorum.
Bir garip hal işte..
Hangi kalemin ucuyum,
Hangi bulutun şekli,
Hangi vitrinin gözdesi,
Hangi filmin 10 dakikalık molası,
Hangi destanın kahramanı,
Hangi yüreğin kor'u,
Hangi bedenin soluğu,
Hangi saatin yelkovanı,
Hangi aracın freniyim bilemiyorum ben.
Onca soru işaretini birleştirip yaptıklarıma ne demeli?!
Onca umut kalbim var benim,
ve söyler misiniz lütfen;
Feraşe, yani bu kadın, yani ben;
Hangi sabahın gecesiyim?
Yada hangi günahın bedeli?
Yada hangi günahın bedeli?
21 Mart 2012 Çarşamba
Biz Mühendislerin Kıl Olduğu Muhabbetler;
nerde okuyorsun
-yıldız makina
-aaa bizim ahmet var orda tanıyor musun?
-yok tanımam
-----------------------------------------------
- sen makine mühendisiydin degil mi?
- evet
- bizim çamaşır makinesi bozuldu, bir ara gelip bakarsın artık
------------------------------------------------
bölüm ne?
-makine mühendisliği
-kaç tane kız var lan sizde ekiki ekiki..
-........
------------------------------------------------
-yaw sen inşaat mühendisiydin dimi?
- evet??
- baksana bu bina yıkılırmı?
- ne biiiim ben, bisürü testi var bu işin öle karpuza vurur gibi anlaşılmaz bu işler!
- ne biçim mühendissin lan sen?
-.......
----------------------------------------------------
meslegin ne evladim?
-kimya muhendisiyim amca.
-sabun, sampuan felan.
-(hay ben senin ebeni) yok amca oole degil daha bi zor.
---------------------------------------------------
ne muhendisisin sen abi ya?
- kimya muhendisiyim.
- e peki soylesene abi cama$ir suyunda ne var? icerik olarak yani?
- ac arkasini oku.
- hmm, bunlar bunlar bunlar varmi$, zararli midir bunlar?
- degildir.
- icebilir miyim yani $imdi?
- icebilirsin tabi guvenle, kana kana ic...
- yandim abi yaniyorum!
-----------------------------------------------------
- ehemm. pardon mühendismişsiniz galiba siz?
- evet?
- şeyy, walkmanim çalışmıyor da, bir bakar mısınız diyecektim?
- pili var mı pili???
------------------------------------------------------
bilgisayar mühendisliğini kazandığına göre çok zeki olmalısın
- yok ya o kadar değil
- salak mısın yani
--------------------------------------------------------
abi sana neler ogretiyolar orada?
- ya sabir
- zor mu peki dersler?
- ewt! zor! cook zor!
- niye girdin peki zorlancaksan
- yürü git lan !!!
------------------------------------------------------
42 kere 35? cabukkk soyleeeee, bekleme oglum.
-bilmiyorum?
- yuh bee. bunca sene bosa okuyonuz olm siz
-------------------------------------------------------
senin okuduğun bölüm ne yiğenim?
-genetik mühendisliği diyorlar teyzecim.
-vah vah tıp fakültesi tutturamadınmı yavrum, boyle geretik mühendis olucan.
-kandan cerahatten pek hoşlanmam.
--------------------------------------------------------
- üniversiteyi kazanmışsın, maşallah. nereyi kazandın?
- boğaziçi genetik saniye teyze.
- maşallah maşallah. boğaziçi neydi?
- genetik.
- noluyo yani?
- boğaziçi tıp yani.
- doktor mu olacan?
- evet, doktor olucam.
---------------------------------------------------------
dişican: hangi bölümde okuyorsun?
diagnostic machine: makina mühendisliği
dişican: uçak yapabiliyor musun?
diagnostic machine: sen hangi bölümde okuyorsun?
dişican: biyoloji
diagnostic machine: sen köpek yapabiliyor musun
--------------------------------------------------------
sen mühendismisin $imdi ?
- eet.. olmaya çalı$ıyoruz..
- pabucumun mühendisi seni.. hani gözlüğün yok?
- la havle de la qouvette..
- oha fransızca mı lan sizin okul ?
- ya lütfen git.. yani gözünün çapağını yiyim git yaaa..
----------------------------------------------------------
neydi bolum?
+ matematik muhendisligi.
- matematigin de muhendisligi olur mu ya? ahuahu
-------------------------------------------------------
- neydi bolum?
+ matematik muhendisligi.
- bankaci mi olcan?
-------------------------------------------------------
- neydi bolum?
+ matematik muhendisligi.
- ogretmen mi olcan?
-------------------------------------------------------
- neydi bolum?
+ matematik muhendisligi.
- matematigi seviyosun yani?
--------------------------------------------------------
-ne mühendisisin?
-gida
-sen iyi yemek yaparsın o zaman
NOT : Oooof of! Yani böyle insanlar var biliyosunuz mu :D
Sevgiler.
Babam ve Ben.
Her garip his beni trende bulur, nedendir bilmem. Babamı düşündüm uzuuuun uzun. Deli gibi sevdiğim, ilk aşık olduğum adamı, babamı..
30 Temmuz 1954 doğumlu benim babacım. Bu zamana kadar yanında olduğum için anlamamışım bir şeyleri. Benim babacım meğer 58 yaşındaymış. Bunun hesabını yaptığım zaman içim öyle bir buruldu ki, gözlerim doldu inceden. Dedim ki "Nasıl ya! Benim babacım 58 yaşında mı yani?!" Resmen ağladım, içim bir garip oldu. O'nu o kadar çok seviyorum ki, her kız babasını sever ama; ne biliyim işte ben bir garip seviyorum o'nu. İçim de o, dışım da. O benim her zaman sızlayan vicdanım olmuştur. Kimi zaman çok kızarım, kimi zaman sadece onu izleyerek oturup ağlarım. Ya iğrenç gelmesin nolur ama ben babamın ter kokusuna bile aşık bir kadınım.
Yaşlanma baba olur mu? Yaşlanma ve nolur hiç ölme. Yokluğunun nasıl bir boşluk olacağını aklım şuanda bile almazken, o zaman emin ol kollarımda derman kalmaz. Sen benim sevdiğim ilk adam, aşık olduğum ilk erkeksin. Sesin sürekli çarpsın kulaklarıma olur mu? Ben senin yankılarınla uyumaya alışmışım, bu sesten mahrum etme beni hiçbir zaman. Sen öylece otur o koltuğunda hep, kızın sana ölene kadar bakar, gıkı çıkmadan hemde. Bu kadın, yani ben, yani Feraşe; seni yanımdan başka bir yere yakıştıramıyorum, hele ki toprağa hiç! Ben kokunu canım çıkana kadar içime çekmeliyim. Senle yaşadığım, yaşayacağım her saniyenin neden bu kadar kıymetli olduğunu şimdi anladın mı?
Sakın kıskanma Baba! Ben hala en çok sana aşığım, tamam mı?
20 Mart 2012 Salı
Ne denebilir ki, nasıl bu kadar vicdansız olunabilir ve nasıl bu kadar kayıtsız kalınabilir. Bu kadar insan açken nasıl bu kadar tepkisizce gösterişli sofralara gönül rahatlığıyla oturulabilir aklım almıyor. Deli gibi çeşitlerle sofralara otururken bizler, hiç mi gelmez akıllarımıza açlık çeken milyonlar.
İnsan ayırt etmeyi sevmem pek ama sanırım ediyorum bu konuda.
- Kestiiik!
Her şey bıraktığın gibi mi sandın? Sen kendini terk edilen mi sandın yoksa? Ben uzunca zaman bocaladım, uzunca zaman nefessiz kaldım. Çok diplerdeyken, üzerine bir de vurgun yemişken, suyun havayla buluştuğu noktaya henüz daha metreler varken bugünlere gelebilmek bir hayaldi Feraşe için. Hayattan her zaman çok az şey isteyen oldum ben, her zaman en azıyla mutlu olabilen. Bilen bilir ben çok masrafsız bir kadınımdır. Hayallerim de bir o kadar masrafsız..
Parayı sevmem, parayla mutlu olan bir kadın değilim ben. Ellerimin parayı sarması değil, yüreğimin bir yüreği sarıp sarmalayabilmesiydi tek isteğim. Öyle bir sarmalamak ki aradan başka kalpler geçemesin! Çok yorgunum inanın, artık her şeyden herkesten bıkmış ve yorulmuş bir haldeyim. Yazmak bile gelmiyor içimden artık, değişik hissediyorum. Uzunca bir zaman ara vermek istiyorum sanırım yazmaya da, hayatıma da. Ne biliyim ne yapacağımı anlayamadım ki, bir akıl verseniz keşke!
16 Mart 2012 Cuma
ve Rab der ki;
"Kimi benden çok seversen onu senden alırım...Ve ekler : "Onsuz yaşayamam" deme, seni onsuz da yaşatırım.Ve Mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur, sabır taşar, canından saydığın yar bile bir gün el olur, aklın şaşar. Dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur, öyle garip bir dünya. Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur..."Düşmem" dersin düşersin, "Şaşmam" dersin şaşarsın. En garibi de budur ya, "Öldüm" der durur, yine de yaşarsın.."
Mevlana
...veee Feraşe Uykusundan Sıçradı!
Damarlarına basılıyor, sızım sızım sızlıyor Feraşe.
Ciğerlerinde tarifi güç bir havasızlık,
Kollarında anlamsız bir dermansızlık.
Etrafında iğne atsa yere düşmeyecek tenhasızlık.
Gözlerinde ölmüş bir kadından çalıntı bir fersizlik.
Serbestten de serbest avuçları var Feraşe' nin,
Yumruk yapamayacak kadar sıkı bir güçsüzlük.
"Feraşe' nin incecik ipine koca ayaklar bindi,
ve nefsi içine sindi."
Korkudan titrerken kirpikleri,
Tek isteğiydi Rab' be açılan elleri.
Burun direkleri sızladı, kokular burnuna koşuşturdu.
Nefesi kesilene kadar, konuşmalıydı Feraşe.
Nefesi kesilene kadar dinlenmeliydi birilerince.
Benim nefese ihtiyacım var, anlıyor musunuz?
Kocaman nefeslere..
Kalbim ellerden düştü benim,
"Ne mümkün dengede durmak!
Fırtınadan bir uçurumdayım."
Ben Feraşe; kendine sarılan ama;
Donan Kadın, Feraşe..
Etrafında iğne atsa yere düşmeyecek tenhasızlık.
Gözlerinde ölmüş bir kadından çalıntı bir fersizlik.
Serbestten de serbest avuçları var Feraşe' nin,
Yumruk yapamayacak kadar sıkı bir güçsüzlük.
"Feraşe' nin incecik ipine koca ayaklar bindi,
ve nefsi içine sindi."
Korkudan titrerken kirpikleri,
Tek isteğiydi Rab' be açılan elleri.
Burun direkleri sızladı, kokular burnuna koşuşturdu.
Nefesi kesilene kadar, konuşmalıydı Feraşe.
Nefesi kesilene kadar dinlenmeliydi birilerince.
Benim nefese ihtiyacım var, anlıyor musunuz?
Kocaman nefeslere..
Kalbim ellerden düştü benim,
"Ne mümkün dengede durmak!
Fırtınadan bir uçurumdayım."
Ben Feraşe; kendine sarılan ama;
Donan Kadın, Feraşe..
15 Mart 2012 Perşembe
Ben yanılmadım. Sen de öyle. beni okuyorsun biliyorum, izliyorsun bir yerlerden. Ben bugün oradaydım sabahtan hem de. Benim kokum oradaydı evet! Seninki de oradaydı. burnunun direkleri sızlar ya hani, en derininden, en acısından. Ben her yerine dokundum o masanın, o sandalyenin. Çakmağımı aldın mı merak ediyorum. Koyunluydu. Biz aynı gün oradaydık. Kokum kokuna karışmış çoktan.
Feraşe.
..
Bugün hava berbat. En sevmediğim en sıkıntı duyduğum havalar maalesef. ...ve maalesef bugün bir tersanem var, danışmanlık yapmam gereken of! Önümde çok yoğun geçecek olan 2 ayım var. Çevre izinleri belimi bükecek biliyorum. Ben böyle değildim; her zaman derdim ki: "iş benim için her zaman ikinci plan olacak, her zaman önce mutluluğum." Ay bana ne oldu da ben tam tersi oldum. İşler kötü gittiğinde artık her basamağına yansıyor hayat merdivenimin. Daha bir kayganlaşıyor basamaklarım sanki.
Böyle havalarda ben genelde evimde pencere kenarında geometri çözmeyi çok severim. Diyeceksiniz ki "yuh" ama işte değil yuh :) Seviyorum geometriyi yabiyim :)
Seni özledim evet! Fazlaca hem de. Diyorum ki sanırım sadece işe vererek kendimi sindiriyorum seni. Başka türlü susacak gibi değilsin inan! Duyduğum sesler susmak bilmiyor, artık uykularım fazlasıyla huzursuz, fazlasıyla garipleşti. Sagopa Kajmer i çok seviyorum bilirsin, o kadar mı sana benzer ya. Yada ben benzetiyorum bilemeyeceğim. Her neyse bugün garip dediğim gibi, rüzgar taa ordan taa buraya getirmiş kokunu. Burası sen kokuyor bugün.
13 Mart 2012 Salı
Gözlerimin İçiymiş Üşüyen.
Ben sadece yazarak var olabiliyorum. Sadece yazdığımda kendimle yüzleşebiliyorum, ne ilginç! İnsan bazen kendine bile itiraf edemez ya hani, öyle oluyor işte. Bilen bilir nasıl bir his olduğunu. Bilen bilir, Feraşe' nin neden ve ne zamana kadar susacağını. Bazen alıp başımı gitmek istiyorum; diyeceksiniz ki "bunu inan ben de söylüyorum kimi zaman". Doğru; ama işte bendeki mevzu biraz derin. Feraşe aklındaki her şeyi sildirmek istiyor, kim varsa ne varsa yok etmek istiyor açıkcası. Of nasıl bir hal bilemezsiniz. Resmen odamdaki duvarlar üzerimde yatıyorum. Nasıl kocaman bir ağırlıktır bu ki heryerim mosmor. Bütün uzuvlarım ezilmiş. Kolumu kaldırıp da o duvarları itesim yok artık. Üzerimdeki bu ağırlık kronikleşmiş sanırım. Mazimden kopamamak beni delirticek diye korkuyorum. Sadece susuyorum bu sıra. O kadar ilginç ki, sadece susmak. Bana ters, yapıma ters, her şeyime ters. Kendimle kalmamaya çalışmam komik. Sesimi sessizliğimle bastırmak da bir hayli komik. Ara ara patlamalar olmuyor değil tabi. Kırdığım döktüğüm.. Ama işte o bile kısıtlı, o bile bir değişik. Şarkılara sardım resmen, benim yerime ortalığı yakıp yıkan sesler dinliyorum, içimden eşlik ediyorum çığlıklarına. Fotoğraflara bakmakla yetiniyorum hep.
Kanatlarıma binen ağırlık canımı yakmaya başlıyor. Uçmama engeller işte. Ne yapsam ne etsem kanat çırptıkça bulutlardan toprağa doğru düşüyorum, fazlaca bir hızla hemde. Yalnızım ben, bu hayatta yapayalnız. Etrafım kalabalık gelebilir ama; ben çok yalnızım aslında. Şimdi Nar-ı Can bana yine kızacak biliyorum ama kızma olur mu? Seninle aynı frekanslardayız, sen bana kızsan da içten içe ne demek istediğimi anlayansın aslında. Sesim artık eskisi gibi net, gür değil. Kısık ve titrek. Hep tedirgin hep korkak. Kendime kızışım da bundan; bu kadın aslında ben değilim. Ben ayakları yere sağlam basan, sesi gür çıkan ve ne istediğini bilen bir kadın-ım-dım. Ne yazık ki artık işler değişti, ne yazık ki artık Feraşe' nin kanatları birer birer kopuyor ve uçamıyor geceye. Karanlıklarıma çakılan çakmaklara kızıyorum, gözlerimi alıyorlar, gözlerimi alıyorsunuz. Yıllarca karanlığa alışmış olan gözlerime, meşalelerle gelmek çok acımasızca, çok gaddarca.
Geçen gün ŞİİRCİ' deydim yine. Bilmeyenler varsa Taksim' dedir kendileri, çok değişik, eski ama çok nezih bir yerdir. Tavsiye ederim. Havasında "acı" var. Ben çok uğrarım, bir gün evlendiğimde de uğrayacağım. Yalnız.. ve oturup kahvemi yudumlarken çınlayacak kulaklarım, duvarlar tanıyacak bu kadını eminim. Üşümeden sımsıcak ısınacağımı biliyorum. Yine çakmaklar bırakacağım oraya, sigaramı ve küllerimi. Biliyorum benden kalana senin gibi bakacaksın yine. İlk oturduğum yerde, pencerenin kenarında siyah bir çakmak olacak. Dumanımı çekerken içine bari sigaran benimle alevlenen olsun be adam, bari bırak da Feraşe bunu becerebilsin.
Geçen gün ŞİİRCİ' deydim yine. Bilmeyenler varsa Taksim' dedir kendileri, çok değişik, eski ama çok nezih bir yerdir. Tavsiye ederim. Havasında "acı" var. Ben çok uğrarım, bir gün evlendiğimde de uğrayacağım. Yalnız.. ve oturup kahvemi yudumlarken çınlayacak kulaklarım, duvarlar tanıyacak bu kadını eminim. Üşümeden sımsıcak ısınacağımı biliyorum. Yine çakmaklar bırakacağım oraya, sigaramı ve küllerimi. Biliyorum benden kalana senin gibi bakacaksın yine. İlk oturduğum yerde, pencerenin kenarında siyah bir çakmak olacak. Dumanımı çekerken içine bari sigaran benimle alevlenen olsun be adam, bari bırak da Feraşe bunu becerebilsin.
10 Mart 2012 Cumartesi
9 Mart 2012 Cuma
Gubar-ı Gam
Sen üzülensin Feraşe!
Seni üzdüler, seni çok yıprattılar.
Sana soracaklar; "E senin yıprattıkların?" diye.
Onlara ne diyeceksin Feraşe?
Her yerin sızladığında,
Kalp odalarında kimsecikler kalmadığında,
Sesin sadece duvarlara çarpıp yine kulağında tuzla buz olduğunda,
El ayak çekilip, sadece kendi nefes sesine kulak misafiri olduğunda,
Onlara ne diyeceksin?
Sana çok şey verdiler,
Ama bir o kadarını da götürmediler mi Feraşe?
Sen kucağında kocaman "neden" lerle kalan olmadın mı hep?
Seni sana bırakmadılar ki Feraşe!
Alnın secdeye her değdiğinde,
Rab'binle perdesiz her buluşmanda,
Amin diyerek her avucunu açışında,
Gözyaşların kucağına düşenler değiller miydi Feraşe?
Herkesin gözünden damlayanlar "inci"yken;
Seninkiler sadece gözyaşı değil miydi?
Her savaşta karşısındaki kocaman orduya karşı sesi titreyen,
Kendi dizlerindeki bağı yine kendi elleriyle çözen,
Yüzüne sertten de sert rüzgarlar yiyen,
Ama yine de son kez "El-Sabr" diyen
Sen değil miydin Feraşe?
Gubar-ı Gam gözyaşlarına yapışmışken,
Silmeye çalıştıkça içine içine batarken,
Etrafındaki hengameden deli deli kaçarken,
Kulaklarını avuçlarıyla kapayan,
Sadece dudak okuyan sen değil miydin Feraşe?
Haydi artık saçlarında gezinebilsin parmakları!
Sızlamasın vücudun olur mu?
Dokundukları yerler artık acımasın.
Sesin titremesin Feraşe!
Ellerinle kimseden değil; yerden al desteğini.
vee kalk ayağa hemen!
Kimseler seni tutan olmasın.
...sen hep susan ol emi Feraşe?
8 Mart 2012 Perşembe
Kendime Sarılır Donarım
Acımasızlığı sevmiyorum. Acımayanı da. Canım yanarken, tüm yaralarım açıkken, ellerinde tuzluklarla etrafımda dönenleri affedemiyorum inanın. Zalimsiniz işte, bir o kadar da bencil. Acı çekiyorum ben tamam mı? Ben acı çekiyorum. Hiç mi saygınız yok buna! Hiç mi kıymetli değil kelimelerim. Ya o kadar bencilsiniz ki, o kadar bencilsiniz ki; artık kendime sarılmayı tercih ettim! Ben kendime sarılan ama donan bir kadınım. Ben ileriyi görürüm; Ben sevgi gibi gözüken nefretleri çok iyi bilirim. Bu da onlardan biriydi.
Nerdesin sen?
6 Mart 2012 Salı
Var Olan Son Gücümle Yüzümü Yüzüne Çevirmeliyim!
Kitap okursun çok, haddinden fazla. Gerekli gereksiz her kitabı. Ben boğazı seyrettiğin kadını çok kıskandım biliyor musun? Ben o kadını kitaplarından sandım, sanırım değildi, her neyse..
Derin bir uykudayken uyur uyanık bir vaziyete geçiyorum; göğsümde bir ağırlık.. Şu karabasan dedikleri sanki. Korkuyorum bir yandan, ama bir yandan da bağırmaya çalışıyorum. çıkmıyor sesim; şu karabasan olayındaki gibi. Sessizim, fazlaca sessiz.. Susmayı çok sevmem bilirsin, mutlaka patlak veririm, ama konuşmuyorum hiç biliyor musun? Ne kadar korkunç değil mi? Kocaman bir boşluk, kaydıkça kayıyorum, tutunacak tek bir dalım bile yok. Artık kendimi tarif etmekten çok sıkıldım; herkes sen değil ki bakınca "sende bir şey var" desin! Ölmeden yapmak istediğim çok şey vardı benim derken çok ciddiydim. Hiçbir şey istemiyorum ben, hem de hiçbir şey! Tek isteğim; sana ölmeden sımsıkı sarılabilmek. Ondan sonra istediğin yere , istediğinle gidebilirsin. Ah ya bir bilsen ki acıyorum, için için acıyor her yanım. İçimden konuşuyorum, içimden bağırıyorum her defasında.
Kimseler duymuyor korkma! Yine gizli kapaklı, yine sessiz. Sesini duymayı deniyorum bazen. Olmuyor! Daha ne yazayım ki bitiyor işte. Tükeniyorum.
Kimseler duymuyor korkma! Yine gizli kapaklı, yine sessiz. Sesini duymayı deniyorum bazen. Olmuyor! Daha ne yazayım ki bitiyor işte. Tükeniyorum.
İyi ol olur mu? Sen orada hep iyi ol. Benim iyi olmam veya ol-a-mamam kıymetlenmedi hiçbir zaman, kıymetlenmez de bu saatten sonra. Sen hep iyi ol, hep iyi, olur mu? Bir de seni düşünmiyim.
Çok alakasız olabilir ama yazarken bu şarkı çalıyordu da. Fotoraf da alakasız gelebilir ama değildir, her neyse; biliyor musun senin bende bir adın var; Selam adam! Senin adın " Gubar - ı Gam "..
5 Mart 2012 Pazartesi
Üzgünüm, Pucca Bu Defa Gülemiyor.
Evet; Kütahya'ya gittim, geldim. Meleğimleydim iki dolu gün. Tarifi yok, anlatılmaz, madem anlatılmaz dedim yaşadım ben de. Hayatındaki yükleri gördüm onun, çalkantılar içinde boğulmak üzereyken ellerinden tuttum. Yaptığım yanlışları yapmasına izin vermedim. Uzaktan izledim onu uzun süre. Kalbini biliyordum, bırakıp gitmek isterken aslında ayaklarından çok keskin bir ağacın köküne bağlanmış gibiydi. Gülüşleri bile yarım, sesi titrekti. Ellerini ayaklarını koyacak yer bulamıyordu. Gözlerini bilirim onun, yine doluydular. Atlamak isteyen onlarca damlayla bakıyordu gözlerime. Bilir; en kıyamadığım, en dayanamadığımdır incilerinin dökülmesi. Ama bu sefer "ağlama" demedim asla, dedim ki avazın çıktığı kadar bağırabilirsin, kontrolünü de kaybedebilirsin, yanındayım.. Bilir; hayatta ona sırtını dönecek en son insanım ben.
Kendim geldim aklıma, kendim ve hatalarım he bide sen! Seni hala ne kadar çok sevdiğim, ve ne kadar çok özlediğim geldi aklıma. Kokun geldi birden burnuma, burnumun direği sızladı. Parfümünü hatırladım hatta. Ne çok zaman geçti değil mi? Seni o kadar çok özledim ki. İçimi sızlattın yine. Kalp gitarımın tellerine bir bir basarken notaları sen; sanırım yepyeni kokular alıyor burnun şuan. Nasılım biliyor musun; Kabullenmekle kabullenmemek arasındaki o ince çizgi olur ya hani; hani bir yanın bastırır diğer yanını, ben o haldeyim şimdi. En deli hallerimi bastırıyor korkulacak boyuttaki sakinliğim. İlginç! Çok sık ziyaret ediyorum beraber gittiğimiz yerleri çok sık hem de, ve bir o kadar sıklıkla da korkuyorum oralarda görmekten seni. Elim ayağıma dolaşır, konuşamam ki. Senden ricam es geç beni. Ben bakarak konuşamam gözlerine çünkü. Bakışabiliriz ama; sessizce uzun uzun bakışabiliriz. Çünkü bilirsin sustukça konuşuruz biz.
Unutulmuyor işte. Olmuyor be adam! Pucca bu defa gülemiyor.
2 Mart 2012 Cuma
Kütahya Yolcusu Kalmasııııınnnn!
Ya bu ne güzel bi gündür ya! Uzun zamandır böyle güzel, böyle güçlü hissetmemiştim. Güneş feci yakıyo. Çok fena mutluyum şuan. Koca rıhtımı koşarak bitirebilirim. Bu mutluluk Nar-ı Can' a gelsin o bilir kendilerini.. Hep somurtuk surat der kızar, haklı da. Gülüyorum bugün Nar-ı Can! Hu huuuu!
Bu gece Kütahya yolcusuyum. Meleğimi görücem orda. Her neyse ben hep derdim ki mutluluk bana yaramaz ki; ben o zaman blog yazamam; ama anladım ki ben mutlu olunca da yazamıyomuşum :D olmuyo sıkıyorum kendimi ama ı ıh, olmuyo. Ayyy bian evvel bitse de bugün ben yola çıksam. Dua edin he; "-11" dereceymiş orası. Bildiğiniz kutuplar!
Madem öyle bir çevre mühendisi olarak oralara da el atiyim, erimesin buzulcuklarımız :D He bide ne alaka bilmiyorum ama; çok güldüğüm bi karikatürü koydum yazıma, fazla dramatik ve fazla komik, Sevgiler.
Neyse selametnen, öpüldünüz.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
































