30 Haziran 2012 Cumartesi

Feraşe' ce Kürtaj ?!


    Nerden geldi aklıma böle bi yazı yazmak inanın bilmiyorum. Dünyaya her şeyden habersiz geliyoruz. Sadece bi pıhtı olarak başlıyo hikayemiz. Varlığımızdan belli bi dönem sonra hafiften bi çarpıntı geliyo hayatımıza, kalp dedikleri. sonradan oluşuyo parmaklarımız, uzuvlarımız.. Her şeyden habersiz, ordan çıkmayı bekliyoruz 9 ay kadar. Var oluyosak eğer doğmayı da hak ederiz benim nezlimde. Şartlar ne kadar can sıkıcı olsa da, her ne şekilde o rahme düştüysek düşelim; doğmak hak olur o zaman. 
    Biliyorum bi çok şey yazıldı çizildi kürtaj hakkında. Ama işte bu konunun bi yanı var ki ve o yan o kadar saf ki. Üzerinde konuşulan o doğmamış milyonlarca bebek hakkında sayısız haber yayınlandı. Ben tüm bu haberlerin dışında sadece o hatırlamadığım anlarımla aramda empati kurmaya çalışıyorum o kadar.. 
    O kadar masumlar ki. O kadar habersizler ki her şeyden, nasıl kıyılır! Genelde hep şu dendi; "tecavüze uğramış bi kadın o çocuğu doğursun mu yani!", doğursun.. Tamam anne belki psikolojik olarak o bebeği istemicek, ama annenin bi bebek hakkında yaşasın veya yaşamasın deme gibi bi lüksü yoktur. Nasıl normal bir insan için böyle bi hüküm veremezse karnındakinin de bundan zerre farkı yoktur. O can' dır. Nasıl kıyar! Belki kızıcaksınız bu görüşüme ama umrumda değil. Kıyamazdım.. Çünkü empati kurduğumda o zamanlarımla; diyorum ki: var oldum ben, burdayım, o zaman beni neden öldüresin ki! Bu cinayet değil midir? Anne karnında yapılınca neden farkı var peki diğer klasik cinayetlerden? Acıklı resimler koyarak vicdan yapmak niyetinde de değilim, süslü cümlelere bişileri kabullendirmek niyetinde de.. Sadece bloğuma özgürce fikirlerimi yazıyorum o kadar. Bi bebek tecavüz sonucu da olmuş olsa, düşünsenize bi: o bebeğin bundan ne haberi var, suçu günahı ne olabilir?! Sadece doğmak ister.
Annem hep der ki "babalar bebeklerini ellerine aldıklarında baba olurlar ama anne olmak öyle değildir. Bebeğin karnına düştüğü zaman sen annesindir zaten, öyle de hissedersin, bu yüzden farklı seversin ya bi babadan." ne kadar da güzel der.. 
Bi özel hastanein çevre danışmanlığını da yapıyorum ve orda benimle ilgilenen tesis sorumlusu Başhemşire Yardımcısı. Kendisinden bi gün kürtajın nasıl yapıldığını anlatmasını rica ettim. Anlattı. Korktum sadece. Anne rahmine neşter sokup, var olan cenini önce parçalayıp, sonra kazımak, sonra kalıntı kalmasın diye yine neşter sokmak ve son kez temizlemek için yine kazımak. Çok ciddiyim tıbbi terimlerle aynen bu terimleri kullandı, kazımak.. Bi bebeği kazımak!? Dicek bişey bulamıyorum.
Kıymayın valla ya. Hiç bişeyden haberi olmayan masum bi bebeğe kıymayın. Şöyle düşünürdüm sanırım; "tamam babası ibnenin teki olabilir ama ne günahı var bebeğimin? Haberi yok ki babasının bi tecavüzcü olduğundan. Ve bana ihtiyacı var, ben doğduğunda kalkıp su vermesem susuzluktan ölür gider, karnımdayken zıplasam hoplasam zarar vermek istesem, savunamadan ölüp gider, o kadar aciz ki.." Yaradan rahme o bebeği düşürüp ona bi ruh verdiğinde, hangi hadle bu ruh bi anne tarafından geri alınabilir benim açıkcası aklım alamıyo. Zorluyorum ama olmuyo. Allah diyo ki "eğer ben o rahme o ruhu düşürdüysem, sakın geçim sıkıntısı vs sebebi ile çocuklarınızı öldürmeyin, ben ki onların rızkına kefilim." Ben hayatım boyunca okuduğum Kuran' ı anlamak için çok çabaladım. Körü körüne bağlanmadım yani. Bu cümle beni o kadar acıttı ki, açık açık rıskına kefilim dediyse benim haddime değildir zaten fazla söz söylemek. 
Allah kelamı üzerine kelam etmek dahi anlamsız benim nezlimde.
Çok karşı çıkan olabilir belki ama umrum değil dediğim gibi, şahsi görüşüm olduğundan aslında tartışmaya da açık değil sanırım ama varsa tartışmak isteyen buyursun, başım üstüne.

Neyse Feraşe uzar gider :)

29 Haziran 2012 Cuma

Seni Nasıl Anlatiyim ki Ben!


Dikkat!
Bu resimdeki adam normal değil :) Ben "dostum" diyemicem çünkü inanın yetersiz kalıyo, üzgünüm..
Öyle bişi ki yere göğe sığdıramazsınız ve öyle bi dost ki o, canınızın sıkkın olduğunu görmeden, duymadan sezebilir. Abartıyosun yapma allasen dediğinizi duyar gibiyim. Abartmıyorum inanın. Bi insan, hele ki o insan bensem, güvenir gibi yapar ama asla kümselere güvenmez, güvenemez. Çünkü yediği kazıklarla yeniden gemiler inşa edilebilir, o derece yani :)
Şimdi bu bahsettiğim adam var ya, güvenmek de yetersiz kalıyo işte, bakın, yine tıkanıyorum anlatırken. 
Ben biliyorum ki "yetiş" desem; nerde olursa olsun, akrep yelkovanla hangi kilometrelerde yarışıyosa yarışsın, o saniyeyi sihirli parmaklarıyla en öne geçirip yarışın galibi yapıcaktır; anında benim yanımda olucaktır. 
Saçları yoşomak yoşomaktır onun, bebek saçı kipin :) Üniversitedeyken hep oynardım :) Deli de bişey, he bide Trabzonlu kendisi ama o kabullenmiyo; kaullenmiyo derken; her Trabzonlu gibi OF' u ayrı bi yere koyuyo.. Kıskançtır, yeri geldimi çok aksidir, ama Allah biliyo ya öldürsen kıyamaz bana, kıyamaz sevdiği kimseye. 26 yaşındayım, hayatımda kimseye onun kadar güvenmedim. Kimseye sırtımı yaslamadım. He bide kimsenin 4 yıl boyunca ödevlerini yapıp, sınavlarına hem kendim hem onun için yani 2 kişilik çalışıp, ekstradan arkadaşlarının doğumgünlerini, özel günlerini vs. hatırlatmadım :D Adama resmen özel kalemlik yapmışım be :D Halen de yapıyorum; resimdeki zarif bayan paşamızın sevgilisidir, sevgilisini de kendisini sevdiğim kadar çok severim inanın. Hatta onunla daha sık görüşüyorum diyebilirim. Ya aşk hayatını bile ben sırtladım nan bu delinin.
Şaka bi yana ömrüm senin olsun kardeşim. Allah razı olsun o anneciğinden ki seni dünyaya getirdi ve benim kardeşim oldun. Hayatta kaç kişinin senin gibi bi dostu olabilir ki. İyiki doğdun Sefoşum, iyiki varsın, iyiki tanıdım seni, iyiki, iyiki.. :) 
Ulan napsan sana değer be! Öl desen ölünür, kal desen kalınır. Kardeşimsin benim daha ötesi var mı! 
Üzgünüm dostum ben hiç bişi yapmadım, bu kadar güzel ne varsa sen yaptın :)

26 Haziran 2012 Salı

"ÜVERCİNKA"




Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için Afrika dahil



Senin bir havan var beni asıl saran o 
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında Afrika dahil

Burada senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında Afrika hariç değil
 

 CEMAL SÜREYYA

25 Haziran 2012 Pazartesi

Nefret Ediyorum!

Hayatını merak ediyorum.
Kimler geldi geçti hayatından aklımdan çıkaramıyorum.
Eline en son kimin eli değdi mesela?
Parfümün değişti mi merak ediyorum.
Sarılsam yabancılar mıyım yoksa yine aynı aşkla sarar mıyım seni bilmiyorum.
Umurumda olmanı istemesem de umurumda olmana gıcık oluyorum.
Her sabah aklıma ilk gelen olmandan nefret ediyorum.
Her bir yerlere gittiğimde gözlerimin seni aramasından nefret ediyorum.
Görürsem şimdi ne yapmalıyım acaba diye kendi kendimle konuşmaktan da nefret ediyorum.
Yıllara vuran suskunluğumu bir anda bozup, beni delirtmenden korkuyorum.
Benim üzerimden suların sellerin geçmesinden korkuyorum.
Aklıma geldiğinde bir an olsun çıksan ya aklımdan keşke diye dua etmeyi sevmiyorum.
Gömlekler giydiğimde çıkmayan o sinir kokundan nefret ediyorum.
Sade ama derin olduğum halde, cafcaflı ama yüzeysel gibi zırlamamdan nefret ediyorum.
Seni bilenin sadece sayfalar olmasından da nefret ediyorum.
Seni herkes bilmeliydi haluki, gitmemizin bir sebebi olmalıydı, elle tutulur cinsten..
İstediğim kadar uzağa gideyim, benle gelen olmandan nefret ediyorum.
Senin yüzünden çok sevdiğim o semtten nefret etmemden de nefret ediyorum.
Karşıdan karşıya geçerken kontrollü geçmek yerine koluna giremeyişimden de bilhassa..
Kahkahalarla gülmekten, ineceğim durağı kaçırmaktan da artık nefret ediyorum mesela..
Sen dışında herkesin bana battığı bı boktan dünyada, herkes dışında artık sadece senin batmandan da..
İsmini defalarca söyletmeyi özlemekten de nefret ediyorum.
Kısacası şu kayda değer olmayan 26 yıllık hayatımın böle sonlanıyor olmasından nefret ediyorum.
Nefret ediyorum dediğim her şeyin aslında beni iliklerime kadar üşütmesinden nefret de ediyorum, Saklanmayı sevemiyorum adam!


UNUTAMAMAK




Sen bilemezsin, paslı hançerdir yalnızlık,
Gelir, en can alacak yerimden vurur.
Sen bilemezsin, gecenin en uzak bir saatinde
Bir böcek nasıl girer beynime, kımıldar durur?

Sen bilemezsin, çaresizlik nasıl boğar insanı?
Yaşamak bir yerde nasıl çekilmez olur?
Tutunacak bir dal aramaktan, koşmaktan, özlemekten
El yorulur, ayak yorulur, yürek yorulur.

Sen bilemezsin bu türlüsünü ölümün
Bilemezsin, bir tek kibritin cılız aleviyle
Benzine bulanmış bir insan nasıl tutuşur?

Bu, belki sevmektir bir yerde, belki unutamamak..
Bu, kişinin kendi içinde eriyip, yok olmasıdır..
Bilmesen de anlamaya çalış biraz, ne olur.

Ümit Yaşar OĞUZCAN





23 Haziran 2012 Cumartesi

Seviştiğin O Kadın Aslında Ben' im..


Peki öyleyse..
Sen; ben sandığın kadınını sarıp uyurken, benim sızlayan bedenime bir çare yok mu?
Başkası tutarken belki de şuanda ellerini, yanıp kavrulan avuçlarıma su döken yok mu?
Kimlerin kollarında erirken sen, inlerken belki de..
Hangi bilmediğim eller gezinirken bedeninde, hangi yabancı dudaklar çekerken dudaklarını kendine,
Benim oyulan kalbime sığınacak bir beden yok mu?
Uyuyorsun..
Sessizce..
Ben o sessiz odanın hayaletiyim unutma!
Ben; zevkten altında inleyen  o kadının, sadece görebildiğin silüetiyim aslında..
Ben; vicdan denen, dört nala koşan o şeyle bitmeyen hesaplaşmanım aslına.
Bu kez anladım..



19 Haziran 2012 Salı

Bence Tercümanlık Aynı Diller Arasında da Mümkün!


    İnanın artık yoruldum. Ulan daha 26 yaşındayım 10 tane tersaneyle uğraşıyorum. Nasıl bir tempodur bu ya! Artık kaça bölüneceğimi, hangisine cevap vereceğimi ve nasıl köprü kuracağımı şaşırmış vaziyetteyim. Eskiden, yani üniversite bitmeden derdim ki; kendi mesleğimi yapabilmek ve deli gibi yoğun bir iş kadını olabilmek için dua ederdim, etmesem de laf arasına sıkıştırırdım. O nasıl içten bir sıkıştırmaymış ki hamd olsun Allah' ım hemen yanıtladı :) 
   Derdi bitmeyen insanlar, her sıkıntıda beni tek çözüm üretebilecek çevre mühendisi olarak bellemiş tersane tesis sorumluları, bakanlık yetkililerinin kaprisleri, kimseyi asla ve asla memnun edememe.. Tüm bunlar intiharıma sebep olur, yakındır. 
   Cahil olmak fena bir şey; hele ki cahil olup koskoca tersanenin başına sorumlu müdür olarak konulduysanız, sıçtınız. Hayır olan kendilerine de olmuyo ki anasını satiyim, adamlar keyifte zaten, olan yine bana oluyo, hatta ben gibi bundan dert yanan, muzdarip zavallı meslekdaşlarıma.. Mesela bugün; yönetmelikte bir maddenin değişmesi sebebi ile bir evrakta güncelleme gerekiyor, bunu bakanlık yetkilisi bize zorluk çıkarmamak adına bunu tutanağına yazmayıp, sözle belirtiyo, günler geçiyor denetimin ardından ve tesis sorumlusu da yapmam efendim diyo! Sebep mi! Sebep; tutanakta yazmıyo ki öle bişey diyo! Sonra benim kafamdaki tas atıyo! Ellerim ayaklarım uyuşuyo ve ben deliriyorum! Ulan adam! Kadın sana resmi yazı yazmıo zorlanma diye, adam hala devlete olan kinini çıkarmak için kapı arıo.Oooof Allah'ım of!
   İnanın tercümanlık sadece diller arası olan bişey değil. Ben bunu test ettim onayladım. Tercümanlık aynı zamanda; aynı dilde anlaşamayan iki insan arasında da yapılabilen bi iş. Hem de diğerinden çok daha fazla zahmet gerektiren ve uğraştıran, sıyırttıran kıvamda bir iş. Her neyse yani kısacası bu yoğunluk bana dertlerimi unutturuyor mu? Evet! Ama yakında bedenen ve ruhen çöker miyim? Ona da evet! 
En özet halim; Pofurt! sanırım. Evet evet kesin. Yok olmaya; VARIM diyooooor :D

16 Haziran 2012 Cumartesi

Tükeneceğiz.


    Bu sıra taktım "Mustafa Ceceli - Es" e. Nasıl güzel hissettiriyor bir bilseniz. Sayısız kere ardarda dinleyebilirim. Hangi radyoyu açsam o şarkı çıkıyor şansıma. Yani bilmiyorum ama içimi sızlatıyor resmen. Bir başka hissettiriyor kendimi. Düşündüm de hakikat'ten uzak kaldığında o kadar anlamlı bir laf ki; sevdiğin adamın esip de içine dolması, bunu dilemek yada.. 
    Uzakta olmak acıtıyor bazen. Düzene alışamamak da. İplerim gergin. Kopmalarından korkuyorum. Tetikte yaşamayı sevmiyorum ben. Ne O' nla ne de O' nsuz olmuyor işte. Hep aklımda, her yerde, her nefes alışımda. Sevmeyi de sevmiyorum bu yüzden. Hani sevgi dedikleri acıtmazdı, hani gülümsetirdi! 
    Şuanda Sezen Aksu - Tükeneceğiz çalıyor radyoda. Bu şarkı beni anlatır hep. Üzer belki incitir ama işte severim. Bir boşluk sarar etrafını evet,her şey anlamsızlaşır doğru. 
Sessizlik istiyorum, bu sessizliğin çığlıklarından çok sıkıldım ben inan.

14 Haziran 2012 Perşembe

Meğer..

    
    Kıymetinden bir haber yaşadın demek bu kadar zaman. Sen küçüksün daha, çok küçük.. Kalbini ellerime aldığım günü çok net hatırlıyorum. Öyle sıcaktı ki, öyle heycanlıydı ki sadece avucumda tuttum onu. Zarar vermedim inan, en azından isteğim buydu. Dün bütün gece rüyamdaydın rüyam şöyleydi;
    Taksimde yürüyosun, yanında sarı, uzun saçlı bi kız; koluna girmiş. Ben de sizin orda olduğunuzu biliyomuşum ve gelmişim Taksime. Sonra konuştuk, falan filan.. Kız benimle tanışmak istedi; ben uzatamadım elimi çünkü sana değdiler. Beni bi yere götürdünüz, bi cafe ye ben gitmek istemedim çünkü senle gitmiştik. Sonra birden bi geçişle seni bi yerde gördüm; elinde rakı, diğer elinde sigara gülerek konuşuyodun; yanında yine o kız. Öyle bi rüya işte.
Meğer ben, her şeyin olduğunu bilmeden yaşadım bu kadar zaman..


12 Haziran 2012 Salı

Nasıl Bir Şeydir Ki Bu?!


Küçük bir çocukken unutmazsınız. Ne yaşandıysa kaset gibisinizdir.; kaydeder ve uygularsınız. Hayatta herkesin çok derinde bir yarası vardır. Söküp alabilmek zordur kabuğunu, alsanız da yeniden yeniden kanar durur zaten. 
Bazen olur ya, ellerinizle kaparsınız kulaklarınızı, söylenenler boş gelir, susmak çok daha nettir, çok daha güzeldir o an. Konuşan dudaklardır sadece, gerisi kocaman bir uğultu bulutudur. Hayatta her şeyin gereksizleştiğine işte tam o anda kanaat getirirsiniz. Nefes alıp vermek çok önem taşımaz o an ve ilk defa o an ölümden korkmazsınız. Belki kurtuluş gelir o an, belki huzur. Bir şeylerin "gibi"  halini alması rahatsız eder hep, çünkü hep aslını arar insan dedikleri. "gibi"yse eğer vardır bir bit yeniği.. 
Kalp kalbe hep mi karşıdır? Hiç mi yanında olmaz kalp kalbin? Uzaktan da sızlatabilir mi bir kalp diğerini? Evet! Tepeniz atar; kalkar gidersiniz. Gittiğiniz yerin bir önemi olmaz belli bir saatten sonra; çünkü beyniniz de sizinledir. Düşünceniz, içiniz, kalbiniz. 
Ölümden korkmazsınız demiştim ya hani; öyle acizdir ki şu insanoğlu dedikleri! Alınmak istese canı, tir tir titrer korkudan. Yaşamak acısına rağmen tatlıdır o an. 
Neden birilerini sevmek bu denli önemlidir ki bu hayatta? Sevgi denen bişi nasıl bişidir ki; her şey parçalandıkça canını yakar? Neden hep bir iz bırakır kalbinde, parmak izlerini? Neden mühürler dudaklarını?  Halbuki tek istediğin acı çekmemektir, huzurdur. Neden vermez ki sevmek dedikleri şey onu, anlamam. Bazen haddinden fazla acıya dayanıklı olduğumu düşünürüm, haddinden fazla.. 
Bu dil dediklerinden çıkan her söz; yaydan çıkmış ok gibidir. Geri döndüremezsiniz; ya koşup yayın önüne koyacaksınız sinenizi yada hedefe gidişini izleyeceksiniz o oku fırlattığınız yerden.
O da öyle yaptı; hedefe gidişini izledi! Söyledi ve sustu. Feraşe söylenen bir şeyi asla unutmaz! 
Kin duymaz ama asla unutmaz. 
Ben unutmadım adam!

11 Haziran 2012 Pazartesi

Olmadı.





Burası başka bir yer. Her yerden uzak sandığın ama herkesi beraberinde götürdüğün farklı bir toprak. 
Sil baştan başlamak gerek bazen derler ya hani, silip baştan başlamaksa dert, evet! Ama eğer silemediysen baştan başlamak diye bir şey yoktur. 
Başarısızlığı kabullenemem ben, ama kabul etmek lazım artık; ben başaramadım! Ben başarısız oldum. 
Feraşe, yani ben, yani bu kadın; başarısız oldu!

6 Haziran 2012 Çarşamba

Saydam Odalar


İşte an geldi, işte o an! 
Vazgeçer akrep, durur yelkovan,
Konuşamadım..
Tutunacak güvenli bir dal bulamadım..
Gel insafa!
İnsafa gel!

1 Haziran 2012 Cuma

Böyle Sevmek ?!



Bu dilden firar eden her söz, yaydan çikmis ok gibi
Sözler bazen bir hazine bazen dermansiz bir dert tipi
Geçmis dünden bahsetmek lezzetsiz
Gelmemis yarindan hep mi sikayetçiyiz biz?!
Aklimin ipinin ucu da kaçmis, timsah katreleri bosalsin
Bir iki damla hiç değersiz
Hüzün ve kaderin pençesinde bir dev nam-i-değersiz
Gece-gündüz ömürden yontar dünya dönmez yaremsiz
Bugün ömrün yarim gün, serbest kalsin fikrim.
Senin tozlarini silemez tenimden ellerim.
Varlik ruhu terk eder gözüm gözünden ayrilinca,
Bendeki aşk altin misali ağirliğinca..

Sensiz benlik yokluk demek kalbim sana emekçi.
Ask denen illet, çorak arazide tilki misal kurnaz bekçi.
Basim sarkit bir mahalsiz cümle yolumun önüne tas,
Dudaklarin kaderin halden çakir keyif dertdaş.
Gören der ki sel agzina bina yapmak aptal işi
Yel eserse kirmaz disimi, kalp bir körse görmez bir seyi
Saniyeler dakikalarla yapar alisverisi
Saatler seni alir benden korkarim olamaz gelisi
Hasret gözümün isiklarini söndüren alçak misafir
Afitap sönük bir mum ayrilik hain bir zehir
Melek yanimda yüzünü saklar felek yüzüme kas çatar
Bir tek bu hüznü sen bogarsin ipek tenin derime batsin 
Rüzgar saçini süpürse mest olur bakislarim
Adinla uyanir kulaklarim, yüzünle açar göz kapaklarim
En güzel siirlerimde kaleme adini sayiklatirim
Odamin hayaletisin sessizligine asigim


Kafami duvara yasladim omuzlarin yanimda yok
Ahbaplar maymun istah sahibi benim içim senle tok
Yok ki gücüm belki devler ülkesinde bücürüm
Sessizliginle gelir hüznüm yoklugunda gömülü ölüyüm
Bu devranin binlerce sevgi müsterisinden biriyim
Yalnizligima küfrederim sensiz halden müstekilim
Ilelebette dönmez olsan bil ki yalniz nöbetteyim
Hatalarima savas açtim her gün farkli kefendeyim
Hayat günlük defter yapragi hazan gelir dökülür
Gelirken ne getirilir ki giderken ne götürülür
Dertle anlas deva bul üzüntü kalbi sömürürür
Yüzüne baktigim her an cennetten bahçe görülür
Gülüsle şen degil gönül bucaklarinda harabeler
Bu hilekar tavirla geçer fena saatler
Seni içeren masallarim anlatilacak kadar kisa degiller
Ask ilinde bir tarafta cüceler diger yanda devler

"Senin Gemin Camdan Sevgili"


Duydum ki yine umudunu kesmişsin insanlardan,
dostluklardan... Duydum ki yine acımaya başlamışsın
kendine...
Yolunu kimselerin bilmediği, bilmek de istemediği
sevginin o hayal ülkesinde birilerini beklerken çok
üşümüşsün...
İnsan ancak kendisine sevgili olabilir, diyormuşsun.
Şimdi artık yollarda ve bin bir hayalin peşinde
sürüklediğin ve yıprattığın sevgine minnet borcunu
ödeyecekmişsin...
Acıyan sevgini şımartacak, onu örtülere saracakmışsın.
Onu kendini güçlü ve korunaklı olduğunu hissetmediğin
hiçbir yerde ortaya çıkarmayacakmışsın...
Sevgini yırtıcı bir kuş gibi yetiştiriyormuşsun.
En iyi savunmanın saldırı olduğunu ve yokolmamak için
yok etmek gerektiğini öğretiyormuşsun ona...
Ona onu, sabırlar, merhametler ve inceliklerle değil,
hazlar, hayranlıklar ve kıskanç ilgilerle
besleneceğini vaad ediyormuşsun.
Her gece uyumadan önce arkasında Che Guevera’nın resmi
olan aynanla konuşuyormuşsun: Bir sen varsın önemli
olan, bir sen varsın gerçek olan... Hem onca acıya
rağmen hala güzelim...
Ve artık kendime yasaklıyorum başkalarına acımayı ve
hayatın acısını...
Aynadaki nefesinin buğusunu görüyorum buradan.
Gözlerinle göz göze gelemediğim için tutup aynadaki
buğuyu öpüyorsun.
Yaralı kendini öpüyorsun...
Çekmeceden cüzdanının çıkarıp içindeki kredi
kartlarını seyrediyorsun zoraki bir hayranlıkla.
İçinde sevgini sakladığın kaleyi daha da
güçlendirmeyi geçiriyorsun aklından.
Kredi kartlarını yalıyorsun dilinle ve onların zehirli
tadını içine akıtıyorsun.
Bankamatikten her para çektiğinde kulağına gelen ölüm
çığlıklarına alıştırmak istiyorsun kendini böylece.
Hem senden güçsüzlerin ölümü, hem bu ölümleri gizleyen
ve bütün katliamları anında temize çeken teknolojinin
zehirli tadı sarıyor şimdi sevginin yaralarını.
Bankamatikten her para çektiğinde kulağına gelen
çocukların ve kimsesizlerin ölüm çığlıklarına
dayanamadığını hissettiğin anlar, senin için hayatta
sadece annenin babanın ve kardeşlerinin önemli
olduğunu söylüyorsun kendine ve akşam iş dönüşü onlara
hediyeler alarak evine dönüyorsun...
Ve eskiden, sevgini bir kalenin ardına saklamadan önce
sadece kendi çocuklarını sevenleri kınadığını unutmak
içinse bu defa başkaları değil kendin kanatıyorsun
sevgini.
Sonra küçük, tüylü bir köpek almak istiyorsun kendine.
Köpeği severken, kucaklarken sana acımasızlık eden
dostlarının, seni sevginin o hayal ülkesinde yıllarca
bekletip düşlerini ve ömrünü çalan sevgililerin
yüzleri geçsin istiyorsun karşından.
Onların yüzleri geçtikçe sahibin olduğun için senden
başka kimseyi sevmeyecek ve bağlanmayacak olan
köpeğine daha da sıkıca sarılmak istiyorsun, öpüp
koklamak.
Kendini öper gibi, yaralı ve belki de artık hiç
iyileşmeyecek olan kendini.
Hiç iyileşmeyeceğini artık kendinden bile
saklayamadığın böyle anlarda para kazanmak istiyorsun,
iş kurup daha çok para kazanmak.
Böyle anlarda bir kalenin ardında gizlediğin her şeye
yanlışlarla dolu olsa da senden izler taşıyan tarihine
bile düşman oluyorsun.
Seni bu hale getirenlerle bir olup bu belki de artık
hiç iyileşmeyecek yaralı kendini yok etmek
istiyorsun... Sonra yorgun düşüyorsun... Artık
dinlenmek istiyorsun. Yarına daha dinlenmiş ve
korkularından kurtulmuş olarak uyanmak istiyorsun...
Ve uykuya dalmadan önce vitrinlere bıraktığın
dalgınlığın geliyor aklına...Kendine bir kez daha
acıyorsun ve bu yüzden pahalı bulup da almadığın
giysileri almaya karar veriyorsun.
Bu pahalı giysiler sayesinde ilgilerin kölesi değil,
ilgilerin merkezi olmayı istiyorsun.
Bu giysiler sayesinde sızlayan sevgilerini örtmek,
örtmek, örtmek istiyorsun. Görünmez olmak istiyorsun.


Oysa senin gemin camdan sevgili...
İşte güçlü balığın güçsüz balığı yok ettiği kanlı
denizin her tarafından seni görebiliyorum...
Sadece ben değil dost düşman herkes uykuya daldığını
görebiliyoruz buradan.
Çünkü senin gemin camdan sevgili.
Sıkıntından yediğin tırnaklarının kenarlarını...
Korkulu bir rüya gördüğünde birden silkinişini...
Yaralı sevgini korumak için aldığın onca kötücül
karara rağmen nasılsa hep masum kalan sayıklamalarını
görüp duyuyorum buradan...
Kaleni ve kalenin ardında sakladığın yaralı sevgini.
Boşuna saklama sevgini. Senin gibiler hiç örtünemez
sevgili...
Seni bu kanlı deniz ve düşmanların da dostların da
hemen tanır.
Ya benzerini bulup gidersin buralardan.
Ya da seni yok ederler sevgili...
Herkes gibi ve her şeyi bilerek yaşayamazsın sen
Senin gibiler örtünemez...
Bu kanlı denizde senin gemin camdan sevgili.

Cezmi Ersöz